Gürültü Çağında Susma Sanatı

Sesin çoğaldığı, sözün ucuzladığı bir zamanın içindeyiz. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor. Sokaklar kalabalık, ekranlar parlak, zihinler yorgun. Asıl yorgunluk ise kulakta değil insanın içinde, ruhunda bir yerde birikiyor. İnsan bazen neye yorulduğunu bile bilmiyor; sadece içinden bir şeylerin eksildiğini hissediyor.
Görsel ve işitsel gürültü yalnızca şehirleri değil insanın iç dünyasını da işgal ediyor. Sürekli konuşmak, sürekli anlatmak bir marifet sanılıyor; sessiz kalmak ise neredeyse bir eksiklik gibi görülüyor.
*
Oysa bu gürültünün içinde hayatın tadı sessizce elimizden kayıp gidiyor. Derine indikçe sesin azalması gerekirken, aksine daha da artıyor. Dipte bile sükûnet yok. Kendi içine dönmek istediğinde bile orada seni bekleyen bir uğultu oluyor.
Unuttuğumuz bir gerçek var: Sessizlik zayıflık değildir. Aksine, insanın kendine ve hayata karşı kurduğu en güçlü savunma hattıdır. Durabilmektir, koşmamaktır; bir anlığına başını kaldırıp gökyüzüne bakabilmektir. Parçalanmış bir ruh için en sağlıklı tercih, bazen tek kelime etmemektir. Çünkü bazı hâller vardır; anlatıldıkça dağılır, susuldukça toparlanır.
*
Herkesin her şeye dair pervasızca konuştuğu bir ortamda susmak, kelimelere yeniden ağırlık kazandırır. Öfkeyle konuşanlar seslerini yükselttikçe tükenir. İşte tam o noktada sessizlik, ateşi söndüren bir yağmur olur. Sen, fırtınaya karşı köklerini toprağa sıkıca tutmuş bir ağaç gibi durursun; karşındaki ise gürültülü bir sonun yorgun figürü olarak kalır. Bazen hiçbir şey yapmamak, her şeyi yapmaktan daha koruyucudur.
*
Tartışmadan uzak durmak korkaklık değil, bilgeliktir. Dilini tutmak, öfkeyle cevap vermekten çok daha fazla cesaret ister. Cevap vermediğinde insanlar kendi sözleriyle baş başa kalır, kendi yankılarını duyarlar. Ve çoğu zaman o yankı, insanı rahatsız eder. İnsan genellikle başkasının değil, kendi sesinin ağırlığı altında kalır.Sessizlik bir geri çekilme değildir. Dik durursun, bakışını kaçırmazsın ve varlığın konuşur. Her savaş mücadeleye değmez. Önemli olanları seçmek, geri kalanını sessizliğe bırakmak insanı yoran değil, olgunlaştıran bir tercihtir. Bu bir vazgeçiş değil, kendini koruma hâlidir.
*
Şunu da öğrenmek gerekir: Karşı tarafın tavrını değiştirmeye çalışmak yerine, onun gerçek yüzüyle baş başa kalmasına izin vermek çoğu zaman daha güçlü bir duruştur. Sen sustukça huzurun korunur; öfke sahibini ise kendi ateşi yorar, tüketir.
Gürültünün prim yaptığı bir dünyada sessizliğe hâkim olmak bir erdemdir, hatta bir beceridir. Ve bu beceri, çoğu zaman canın yandıkça öğrenilir. Sessizliği aramak ve korumak artık bir lüks değil; ruhsal, zihinsel ve toplumsal iyiliğimiz için bir zorunluluktur. Sessizlik kaçmak değildir; bilinçli bir duruştur. Konuşmamayı seçip, sessizliğin senin yerine konuşmasına izin vermektir.
*
Bazen susmak bir yerden kaçmak değil aynı yerde kalıp gürültüyü içeri almamaktır. Kalabalığın ortasında bile kendine küçük bir iç alan açabilmektir. Bu yüzden sessizliği sadece inzivada ya da tenhada bulunacak manevi bir ayrıcalık olarak değil; şehirde, kalabalıkta, tartışmanın tam ortasında korunması gereken bir hak olarak görmek gerekir. Çünkü bazen en güçlü cevap, hiçbir şey söylememektir.
*
İçsel gürültüyü; yaşam boyunca içimizde dolaşan düşünceleri, fikirleri ve iç sesleri susturmak zordur. Ama susturmayı seçtiğimizde, sessizliğin sanatçısı oluruz. Bu sanat bağırarak değil, kendinle kalmayı göze alarak öğrenilir. Sessizlik, gürültünün geri çekildiği anda bizi insanlığın en sahici hâliyle baş başa bırakır; anın kırılganlığını ve geçiciliğini fark etmemizi sağlar.
*
Gözden kaçan ayrıntıları görünür kılar. Alıştığımız, sıradan sandığımız şeylerin aslında ne kadar anlam yüklü olduğunu hatırlatır. Ve insan, tam da o sessizlikte kendine biraz daha yaklaşır; neyin gerçekten önemli olduğunu orada fark eder.
Söz gümüşse, sükût altındır. Altının bu kadar değerlendiği bir vakitte, sessizliğe yatırım yapsak mı dersiniz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer AYDA Arşivi

Tahtanın Önündeki Maskeler

02 Ocak 2026 Cuma 13:27

Gazetecilik Nedir?

31 Aralık 2025 Çarşamba 18:54

DEKLANŞÖR

11 Aralık 2025 Perşembe 09:20

Salatadan Daha Acı Konular

01 Kasım 2025 Cumartesi 19:49

Herkes Aynıysa Hiç Kimse Yoktur

11 Ekim 2025 Cumartesi 09:39

Sahte Diploma

03 Eylül 2025 Çarşamba 08:59

Mutluluk Katili

21 Temmuz 2025 Pazartesi 15:45

Medya Bir Saniye Bile Affetmez

26 Mayıs 2025 Pazartesi 07:28