UYUYAN ŞEHRİN HİKAYESİ

Kime dokunsan bir ah işitirsin, şikâyetin bini bir para. Şikâyet edenin de bir önerisi, bir çözüm fikri yok. Kapalı kapılar ardında eleştiriler çok; sahada olan, yazan, çizen yok.

Tüm bunların temelinde kişisel menfaat ve korku var.

Hizmet diyorsun; bir ton eleştiri, eksiklik, çözümsüzlük ve bahane. Kültürel ve sanatsal gelişmişlik diyorsun; bu alanda yetişen insan yok, nitelikli insan sayısı neredeyse %5. Örf, adet ve gelenek diyorsun; kontrollü bir saldırı var, adetler ölüm döşeğinde.

Ticari alan, üretim ve sanayi diyorsun; yanaşan yok. Üretim yok, kolay yoldan kazanılan işler tercih ediliyor.

Şehrin mimari yapısı diyorsun, arsa, emlak, mühendislik diyorsun; cadde, sokak ve yaşam alanları diyorsun, sıra bunlara gelince kapılar yüzüne kapanıyor. İnsan hayatı, sağlık ve hastane diyorsun; betondan bir bina teslim edip bırakmışlar. Neredeyse doktor ve teçhizat yok, üstelik tüm bölgenin yükü burada.

Hadi kendimizi geçtik; gençler diyorsun, bunlar bizi kurtaracak, şehirlerine, mimarilerine, ailelerine ve kültürlerine sahip çıkacak diyorsun. Ancak birçoğu aile gerçekliğinden ve toplumsal sorumluluktan uzak. Tek tip saç tıraşıyla, ellerinde cigara (madde) ile sokaklarda tehlike yaratıyorlar.

Aile diyorsun, toplum ahlakı, sosyal bilinç ve toplumsal sorumluluk diyorsun; herkes kendi cebinin derdinde.

Şehrin bütün kurumları kemikleşmiş. O kurumları babalarının tarlası gibi ekip biçenlere, koltuğa yapışmış olanlara; “Kalk, yönetemiyorsun, yapamıyorsun, başkalarına da fırsat ver” diyorsun, muhtemelen ihanetle yaftalanıyor, toplum içinde aforoz ediliyorsun.

Her kesim bir beklenti içinde; bir umut, bir kurtarıcı peşinde. Bu sesi duyan, toplum tarafından teveccühe layık görülen insanlar bu kurumlara talip olduğunda ise yer açılmıyor. Önleri kesiliyor, olumsuz söylemlerle koltuk kaptırılmıyor.

Gelişmiyoruz, ilerleyemiyoruz, üretemiyoruz. Yeniliklere, fikirlere, düşüncelere ve farklı reaksiyonlara karşıyız. Eskiye alıştık, iradesizliğe alıştık, kabullenmeye ve korkmaya alıştık. Bu bizim ruhumuza işlemiş; çıkarmak zor olacak.

Kimse kusura bakmasın, bunu hep birlikte başardık. Bu kadim şehrimizin gelişmesine, ilerlemesine ve modern bir kent olmasına hep birlikte karşı çıktık; kendimizi dış dünyaya kapattık. Coğrafya kader deyip kaderimize razı geldik.

Bilinmesini isterim ki; yaşadığımız ve kabullendiğimiz şey kader değil. Bu karanlık, bu uçsuz bucaksız uykudan uyanmalıyız..

Allah’ın (c.c.) emrettiği gibi;

düşünüp akıl etmeliyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Erkan ÖZKALAY Arşivi

BAYRAMLARIN UNUTULAN RUHU

29 Mayıs 2026 Cuma 19:57

TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ VE SESSİZ KUŞATMA..

27 Mayıs 2026 Çarşamba 09:15