Ömer AYDA
Bilginin Vitrinleşmesi
Günümüzün hızlı tempolu medya dünyasında siyasi yorumlar, artık sadece birer görüş sunmanın ötesine geçerek bilginin görsel ambalajı haline geldi. Pandemi süreciyle hayatımıza giren ve savaş dönemlerinde iyice yerleşen bir manzaradan söz etmek istiyorum. Stüdyoya gidemeyen televizyonların kadrolu konuklarının, akademisyenlerin ve politikacıların evlerinden bağlanırken kendilerini bir kitaplık kadrajına çerçeveletmesi...
*
Artık hepimiz o kareleri izliyoruz. Ancak gerçek şu ki odak noktamız anlatılanlardan ziyade anlatıcının arkasındaki raflara kaydı. Kitaplık burada kusursuz bir enstrüman gibi sessiz ama kibirli bir mesaj veriyor: “Ben çok okuyan, bilen ve düşünen biriyim; şu an karşınızdaysam, bunu arkamdaki bu birikime borçluyum.” Bu, aslında gösteri toplumunun bizi uyuşturmak için kullandığı bir illüzyondan ibarettir.
Kitaplar artık okunmak için değil görünmek için varlar. Raflar bilgi taşımaktan ziyade galiba kimi zaman izlenim üretiyor. Kitaplık bir dekor olmanın ötesine geçip kişiyi çevreleyen bir kimlik çerçevesine dönüştü.
*
Kameranın karşısında hem konuşan hem de kendi görüntüsünü izleyen birer aktöre dönüştük. Hangi açıdan görüneceğimiz, arkamızda hangi kitabın duracağı artık doğal bir tercih değil bilinçli bir toplum mühendisliği çalışması... Çünkü biliyoruz ki toplum, kimin ne söylediğinden önce "nerede" durduğuna bakıyor.
*
O raflar artık mobilya değil birer metin, birer fotoğraf... Kitapların dizilişi, aradaki boşluklar, seçilen başlıklar... Hepsi bir şeyler fısıldıyor. İşin acı tarafı ise şu: O rafların önünde duran bizler de kendimizi o imajın büyüsüne kaptırdık. Kitaplığın sağladığı o sahte entelektüel güvenle, içi boş cümleleri sihirli bir dokunuşla servis eder olduk.
*
Peki, bu rafların önünde söylenenlerin ne kadarı gerçek? Ya da bu görünür olma çabası topluma ağır bir yük mü bindiriyor? Her kitaplık önünde konuşana kanmalı mıyız? Bu yanılsama, gerçek bilgi sahibini görünmez kılarken göstermelik bilgiyi kutsuyor. Sırf arkasında ihtişamlı bir raf yok diye sade bir duvarda konuşan dürüst sesler duyulmaz olmadı mı sizce?
*
Artık bir adım geri çekilip insanların nerede durduklarına değil ne dediklerine bakmalıyız. Çünkü bazen en güçlü ifade, bir şeyleri göstermeyi reddetmektir. Mesele o kitaplık değil o kitaplığın neyi sakladığıdır. Gerçek özgürlük, kadraja neyi sığdıracağımızda değil neyi dışarıda bırakmayı seçecek kadar kendimiz olabildiğimizde başlar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.