Tabular: Özgürlüğün ve Kalkınmanın Önündeki Görünmez Bariyerler

İnsanlık tarihi boyunca tabular; bireyin hevesini kıran, yolunu tıkayan ve özgürlüğün önündeki en büyük bariyer olagelmiştir. Akıl dışı kaygıların ve yerleşik korkuların etkisiyle inşa edilen bu devasa önyargılar bütünlüğü, çoğu zaman aşılamamış ve toplumsal gelişimde ağır hasarlara yol açmıştır. Yer yer bireylerin, makro düzeyde ise koca toplumların ufkunu karartmıştır.

Çoğumuzun göz ardı ettiği bir gerçeklik var: İnsan ve toplum, ancak tabulardan arındığı ölçüde özgürleşebilir ve serbestçe düşünebilir. İnsan türünü ayrıcalıklı kılan ve ona boyut katan "akıl" yetisinin devre dışı kaldığı bu tabular, zihinde aşılması güç korku dağları oluşturur.

Tabuların kaynağı; içinde bulunulan toplumun sosyokültürel yapısına ve inanç iklimine göre farklı saiklerle oluşur. Toplumların tarihinde yaşanan travmatik kırılmalar, sonraki zaman tünelini derinden etkiler ve toplumsal bellekte "tarihin tekerrür edeceği" yanılgısını besler. Bu korku, toplumu uzun süre meşgul eder, zaman kaybettirir. Zekânın da ötesinde; ekonomik, sosyal ve kültürel gelişim üzerinde ağır bir maliyet oluşturur.

Dünya yaşlandıkça, başlangıçta inanç eksenli olan tabular; ulusal kimlikler, siyasi görüşler ve çeşitli bedensel tercihler üzerinden çeşitlenmiştir. Artan nüfus, otorite baskısı ve daralan özgürlük alanları, tabuların daha da derinleşmesini beraberinde getirmiştir. Empati yoksunluğu, dışlayıcı tutumlar ve linç kültürü bu sorunu tehlikeli boyutlara taşımıştır. Einstein’ın belirttiği gibi, atomu parçalamanın önyargıları parçalamaktan daha kolay olduğu gerçeği tam da burada karşımıza çıkmaktadır. Yanlış olduğu bilinmesine rağmen; siyasi, sosyal veya konum kaygısıyla bu tabulara dokunulamaması, toplumsal yarayı derinleştiren bir boyut kazanmıştır.

Bu sancılı sürecin tarihteki en somut örneklerinden biri Galileo Galilei’dir. O dönemde otoritenin sarsılmaz tabusu, "Dünya'nın evrenin merkezinde sabit durduğu" inancıydı. Galileo, elindeki teleskopla bu tabunun arkasındaki gerçeği gördüğünde, karşısında sadece bilimsel bir merakı değil, yüzyılların kemikleşmiş mahalle baskısını buldu. Engizisyon mahkemesinde fikirlerinden vazgeçmeye zorlandığında, tabuların insan zihnine vurduğu prangayı bizzat yaşadı. Ancak o meşhur "Her şeye rağmen dünya dönüyor!" fısıltısı, tabuların statik yapısına karşı aklın ve gerçeğin dinamik zaferiydi. Galileo’nun bu çıkışı, modern bilimin ve serbest düşüncenin önünü açan o büyük "cerahati" temizleyen ilk neşter darbesi olmuştur.

Tabuları yıkma fikrinin bile bir suç gibi algılanmasının temel sebebi, yetersiz özgürlük alanlarıdır. Bu akıl dışı hatalar bütünüyle mücadelenin en kestirme yolu, toplumsal özgürlüklerin önünü açmaktan geçer. Tartışan, hatanın adını koyan, alternatif yaratan ve korkmayan bir politika ancak sonuç getirebilir. Bunun aksini savunmak, bir tür kadere boyun eğmektir.

Önyargı ve tabu merkezli yapılar, aslında hastalıklı bir duruma işaret eder. Bu hastalık iyileşmediği sürece, bünyenin bütününe zarar vermeye başlar. Tabular, yerinde sayan statik unsurlar değil; sürekli büyüyen ve yayılan "dinamik bir cerahat" gibidir. Doğal olarak bu yara, ilaç ister, doğru bir teşhis ve tedavi gerektirir

Çözüm; daha fazla özgürlük ve serbest düşünme modellerinden geçer. Bu noktada bağımsız düşünürlere, sivil toplum kuruluşlarına ve medya organlarına büyük sorumluluklar düşmektedir. Toplumsal gelişim ve kalkınma hamleleri sadece ekonomik verilerden veya kapital süreçlerden ibaret değildir. Asıl kalkınma, önyargılarını ve tabularını kırmış, özgürlükçü bir atmosferi soluyan toplumların parametreleri harekete geçtiğinde gerçekleşir. Çoğu zaman farkında olmasak da, gerçek refahın anahtarı zincirlerinden kurtulmuş bir zihindir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mesut BALTA Arşivi