M.Emin BOZKUŞ
BUGÜNKÜ EĞİTİMLE BİR KIYAS
Bizim kuşak 1980’li yıllarda lise öğrencisi olan ve henüz öğrenimlerini tamamlamayan bir kuşaktı. O günün Türkiye’sinde her okulda sağ-sol fraksiyonların çokça olduğu, kavgaların bir günü dahi ıskalamadığı bir eğitim hayatı vardı. Bu kavgaların kahir ekseriyeti okulların bahçelerinde veya okula yakın, bitişik cadde ve sokaklarda olurdu. İki fraksiyonun mensubu olan gençler avazları çıkıncaya kadar sloganlarını karşı fraksiyonun gurubunda ki gençlere hep bir ağızdan işittirmeye çalışırlardı. İki gurubunda attıkları sloganlardan bir kısmı şöyle idi: “Tek Yol Devrim! Faşizme Ölüm, Halka Özgürlük! Koministler Moskova’ya! Devlet Bizim, Vatan Bizim vb. Heyecan her iki fraksiyonun öğrencilerinde zirve yapardı. Bu iki gurup çok nadirde olsa bazen sloganlarıyla yetinir dağılırlardı. Ama genelde birbirine saldırırlardı. Bazen kolluk kuvvetleri geç yetişince maalesef iki taraftan da çok yaralanmalar olurdu. Ben bu okulda bağımsız olayım, kimseye karışmayayım, herhangi bir fraksiyonla ilişki içinde olmayayım diye bir lüksün olmazdı. Böyle bir düşünce ile o okulda eğitim hayatına devam edemezdin. Böyle bir seçenek şansın asla olamazdı. Malum tüm okullarda okul idaresi her bir öğrenciye resimli bir kimlik kartı verir. Bizim okulda okula kayıtla beraber her birimize resimli bir kimlik kartı verdi. Okulumuzun bahçe giriş kapısında devamlı iki polis memuru olurdu. Okula geldiğimizde bu iki polisten herhangi birisi kimliğimizi alır ve incelerdi. Polis bir kimliğimizdeki resme birde bize bakardı. Resmin sana ait olduğundan tam emin olduktan sonra okulun bahçesine giriş izni verirdi.
Seksenli yıllarda (1980) her bir şey çok kıymetliydi. Kitap okumak için şehir kütüphanesine giderdik ve ödünç kitap alırdık. O kitabı okuduktan sonra başka bir kitap alırdık. Kitap evlerinden de kitap satın alırdık lakin imkanlarımız kısıtlıydı. Elimize geçen her eşyaya kıymet verirdik. Çünkü her zaman bulunamazdı, hemen elde edemezdik. Okullarımızda öyle. Koca bir vilayette bir lise bilmedin iki lise ancak bulunurdu. Onun için okullarda öğretmenlerde çok kıymetliydi.
İşte bizim kuşak bu şartlarda lise öğrenimini yapan bir kuşak idi. O günkü zor ve zahmetli zamanlarda ancak okuyabildik. Ama her şeye rağmen okuduk. Tabi ki devam edemeyen arkadaşlarımızda oldu. O ağır tempoya dayanamayan bir kısım arkadaşımız okulu bırakmak mecburiyetinde kaldı maalesef. Bir kısmı da çok okumayı istediği halde ailelerinin ısrarı ile okulu bırakmak mecburiyetinde kaldı. Zordu, riskliydi, bunu yaşayan bizim kuşak ancak bilir. Çünkü hayatımızın her bir gününde bu manzaralara tanık oluyorduk. Ama her şeye rağmen okuldaki öğrenci arkadaşlarımızla kuvvetli ve samimi bağlarımız olurdu. Hiçbir öğrenci diğer arkadaş öğrencinin isteğini geri çevirmezdi.
Peki halı hazırda ki lise kuşağı bizim kuşağın yaşadıklarını bilirler mi bilemez. Ancak bir yerlerden okur veya bizler gibi birinden dinleyebilirse bilir. Derler ya yaşayan bilir. Bizler yaşadık. Yani 1980’ler de liseyi okumuş birileri ancak bilir. Diyebilirim ki bu günkü liseyi okuyan kuşak belki Türkiye’nin en şanslı öğrenci kuşağıdır. Okumalarının önünde hiçbir engel yoktur. Eğitim ve öğretimin en özgür dönemlerini yaşıyorlar. Bu altın mesabesinde ki şanslarını iyi değerlendirmeleri gerekir kanaatındayım.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.