İÇİMDE BİR SAVAŞ VAR!

Size biraz içinde debelendiğim savaştan bahsetmek istiyorum . İçim harabeye döndü. Abartmıyorum. Yıkılmış şehirler gibi duvarları ayakta ama ruhu göçmüş evler gibi... Her haberle biraz daha çöküyor içimde bir yer. Her öldürülen çocukla, her susan dünya ile göğsümdeki o yumru biraz daha büyüyor.

Ben anlamıyorum ve inanın bu cümleyi kurarken bile öfkeliyim. Çünkü anlamamak bir tercih değil,bir vicdan tepkisi benim için. Bir avuç toprak için insan öldürmek ne demek? Toprağın sahibi mi var? Hepimizi sonunda yutacak olan şey nasıl olur da bu kadar kutsanır? Nasıl olur da uğruna insanların kanı dökülür? Din diyorlar, mezhep diyorlar, inanç diyorlar. Kusura bakmayın ama ben ortada ne din görüyorum ne de inanç. Kızmayın bana! Ya da kızın fark etmez. Çünkü benim gördüklerim sizin gördüklerinizden farklı. Ben sadece güç, hırs ve korkakça gizlenmiş bir nefret görüyorum. Eğer bir inanç, insanı merhametten uzaklaştırıyorsa orada kutsal olan hiçbir şey yoktur! Eğer bir dava masumları öldürmeyi meşru görüyorsa o dava çoktan çürümüştür! Ve beni en çok ne yaralıyor biliyor musunuz?

“Sessizlik”

Dünya izliyor. İzliyor ve hatta hesap yapıyor. Dünya dengeleri konuşuyor. Ama insanların parçalanmış bedenleri bir “detay” gibi geçiyor haber sitelerinde. Kimse durup şunu sormuyor: Biz ne zaman bu kadar alıştık ölüme? Ne zaman insan hayatı bu kadar ucuzladı? “Alt tarafı üç gün yaşıyoruz” diyorum ya… Bunu gerçekten hisseden biri, bu geçiciliği idrak eden biri, bir cana nasıl kıyar? Bu kadar kısa bir hayatta nasıl bu kadar büyük bir kin taşınır? Belki de sorun şu: İnsanlar kendi içlerindeki boşlukla yüzleşemiyor. Kendi acısını taşıyamıyor ve o acıyı başkasının bedenine yıkıyor. Düşman yaratıyor, çünkü ancak düşman var edince kendini tanımlayabiliyor. Aksi durumda kendini var edemiyor. Düşman varsa kimlik var!

Yok yok ben bunu kabul etmiyorum. Etmeyeceğim. Ben bu dünyada “taraf” olmayı değil, insan olmayı seçiyorum. Nerede haksızlığa uğrayan biri varsa oralı oluyorum. Nerede zulüm varsa hemen karşısında olmayı seçiyorum. Ve bu yüzden canım yanıyor. Bu yüzden göğsümdeki yumru çözülmüyor. Çünkü elimden hiçbir şey gelmiyor, çünkü vicdanım beni rahatsız ediyor. Vicdan rahatsız eder. Biliyorum bu yazı çözüm sunmuyor. Barış nutku atmıyor ama şunu haykırıyor:

Bu vahşet normal değil. Bu nefret kader değil. Bu sessizlik suç ortaklığıdır. Ben anlamıyorum ve anlamak da istemiyorum. Çünkü bazı şeyleri anlamaya çalışmak, onlara teslim olmak demektir. Ve ben teslim olmayacağım. İçim savaş alanı olsa da bu yıkıntıların altında hâlâ insan kalmaya direnen bir şey var. Belki sadece bu kaldı elimizde:

İtiraz etmek.

Unutmamak.

Ve susmamayı seçmek. Ve belki de en korkuncu şu: Bu kadar ölümün ortasında hâlâ normal hayatlara devam edebilmek. Bir kahve içip bir ekrana bakıp sonra bir sonraki habere geçebilmek. İnsanlığın en büyük yenilgisi burada başlıyor. Çünkü alışmak, öldürmek kadar tehlikelidir. Ben bu vahşete alışmayacağım. Bu dünyada bir şey değiştiremiyorsam bile, en azından vicdanımı susturmayacağım. İçimdeki bu acıyı taşıyacağım çünkü bu acı, hâlâ insan olduğumu hatırlatan son ağır kanıtım.

Şimdi kendimle yalnız kalmak istiyorum sizlere iyi uyumalar diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nuray ATAMAN Arşivi

KORKUNUN CİNSİYETİ VAR: KADIN

24 Haziran 2025 Salı 00:56

GÖNÜLLÜLÜK: SESSİZ KAHRAMANLARIN GÜCÜ

04 Haziran 2025 Çarşamba 08:14

FANATİZM: BİR DOĞRUYA(!) HAPSOLMAK

09 Mayıs 2025 Cuma 08:48

KARANLIK MANİPÜLASYON

28 Şubat 2025 Cuma 08:21