Nuray ATAMAN
GÖRDÜĞÜM BEN Mİ, TOPLUMUN GÖZÜNDEKİ BEN Mİ?
Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ederken konu estetiğe geldi. “Artık erkekler de en az kadınlar kadar estetik yaptırıyor, sence bunun sebebi nedir?” dedi. Basit gibi görünen bu soru, zihnimde uzun süre dolaştı. Ve bu yazı, o sohbetin ardından içimde büyüyen sorulardan doğdu.
Öncelikle şunu söylemeliyim: Estetiğe karşı değilim. İnsan kendini daha iyi hissedecekse, yıllardır içine sinmeyen bir detayı değiştirmek istiyorsa buna neden karşı olayım? Bazen küçük bir dokunuş, insanın aynaya daha huzurlu bakmasını sağlar. Bu, kişinin kendi tercihidir fakat mesele estetik değil mesele niyet. Yani bu eylemi neden yaptığımız. Bir şeyi kendimiz için yapmakla, başkalarının gözünde daha kabul edilebilir olmak için yapmak arasında büyük bir fark var. İlki özgür bir tercihtir. Kendin için kendini daha iyi hissetmek adına yaparsın. İkincisi ise çoğu zaman görünmez bir onay arayışı.
Bu düşünceye nereden vardım? Çünkü etrafımda bunun örneklerini gördüm. Bir arkadaşım vardı. Hayatının bazı alanları eksikti. Özel hayatındaki sorunlar, tatmin etmeyen işi, aile içinde huzursuzlukları olan biriydi. Aynaya baktığında sadece yüzünü görmüyordu; hayatındaki eksiklik duygusunu da görüyordu. Önce kirpiklerini yaptırdı. Sonra burnunu ardından dudak, yanak… Her operasyon sonrası kısa süreli bir mutluluk, artan iltifatlar, dışarıdan yükselen bir onay hissi. Ama zaman geçtikçe aynada yeni bir kusur belirdi. Bu kez başka bir “daha”. Çünkü tatmin olmuyordu. Velhasıl zamanla toplumun onayladığı bir güzelliğe kavuştu. Çekiciydi, beğeniliyordu. Sosyal mecralarda karşımıza çıkan o tek tip estetik algıya oldukça yaklaşmıştı. Ancak yine de huzurlu değildi. Çünkü sorun yüz değildi, sorun eksiklik duygusuydu.
İşte asıl farkında olmamız gereken durum bu. Kadın erkek fark etmeksizin, insan bazen hayatındaki boşlukları bedeninde tamir etmeye çalışır. Oysa içsel bir yetersizlik hissi, estetik müdahaleyle iyileşmez. Eğer insan kendini değerli hissetmiyorsa, en simetrik yüze sahip olsa bile aynada bir kusur bulur. Çünkü mesele aynanın gösterdiği değil, aynaya bakan zihnin ne gördüğüdür. Bugün ne yazık ki güzellik bir rekabet alanına dönüşmüş durumda. Sürekli güncellenen bir “ideal” var. Daha pürüzsüz, daha genç, daha dikkat çekici… Ve bu “daha”nın sonu yok. Eğer yaptığımız değişim, kendimizle barışmanın bir sonucuysa bu sağlıklıdır ancak yaptığımız her müdahale, içimizdeki boşluğu doldurma çabasıysa o boşluk büyümeye devam eder.
Belki de mesele estetik yaptırmak değildir. Belki mesele, aynaya baktığımızda kimin gözünden baktığımızdır.
Ve şimdi dürüst olup kendimize şu soruyu soralım:
Aynaya baktığımızda gerçekten kendimiz gibi mi bakıyoruz, yoksa başkalarının gözünden mi kendimizi ölçüyoruz? Ve asıl soru şu: Bizi kimse izlemese, kimse kıyaslamasa, kimse puan vermese aynaya baktığımızda gördüğümüz yüzle gerçekten derdimiz olur muydu?
Belki de henüz kendimizi görmeyi öğrenemedik ne dersiniz?
Sevgiyle kendi varlığını fark edebilene...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.