Nuray ATAMAN
ÖLMEDEN ÖNCE KIYMET BİLMEK
Son zamanlarda gerek yaşadığım memlekette gerek doğduğum memlekette birbirinden değerli insanlar vefat ediyor. Ve hemen ardından paylaşılan baş sağlığı dilekleri, fotoğraflar, üzüntüler... Hiçbirinin samimiyetini sorgulamak haddim değil, amacım da bu değil zaten. Dikkatimi çeken şey; bu ilgi, kişi hayattayken neden bu kadar görünür değil?
Geçtiğimiz günlerde memleketimden bir akrabamız vefat etti. Kendisiyle yakinen tanışmışlığım yoktu. Fakat hikâyesini öğrenince içimde tarif edemediğim bir üzüntü oluştu. Küçük evlatlarına tek başına bakmaya çalışan bir babaydı. Yoksullukla mücadele etmiş, hayatını idame ettirebilmek için çabalamış, ardından ağır bir hastalıkla sınanmış. Kaymakamlık zamanında destek olmuş, bir ev verilmiş, eşyalar alınmış. Akrabalar, arkadaşlar elinden geleni yapmış belki. Ama insanın ihtiyacı bazen sadece bir çatı değildir. Bazen bir kapının çalınması, bir sofraya davet edilmek, bir “nasılsın” sorusunun gerçekten sorulmasıdır. Vefatından sonra sosyal medyada fotoğraflar paylaşıldı. Uzak yakın birçok kişi üzüntüsünü dile getirdi. Yazının başında da belirttiğim gibi bu paylaşımların ne kadarının samimi olduğunu sorgulamak istemiyorum. İnsanlar gerçekten üzülmüş olabilir ancak bu neyi değiştirir? Yanlış anlaşılmasın bu bir suçlama değil. Kimseyi hedef göstermek değil niyetim. Sadece bir sızı. Çünkü bazen kötülükten değil, ertelemekten geç kalıyoruz. “Bir ara uğrarız” diyoruz. “Birileri zaten ilgileniyordur” diye düşünüyoruz. Hayatın telaşına kapılıp bazı yalnızlıkları görmüyoruz. Böylelikle sessiz insanlar daha da sessizleşiyor. Yardım istemeyi bilmeyenler, daha da içine kapanıyor. Sonra bir gün ölüm haberi geliyor. Ve birden herkes aynı cümlede buluşuyor: “Çok üzgünüz.” Üzülmek elbette insanî bir duygu fakat insanı asıl yaralayan, zamanında tutulmamış ellerin, duyulmamış çığlıkların ihtimali. Bir insanın yükünü biraz olsun hafifletebilecekken susmuş olma ihtimali.
Her şeyi fark edemeyiz, herkese yetişemeyiz, bunun farkındayım. Ama belki daha dikkatli, daha duyarlı olabiliriz. Çevremizdeki sessizliği biraz daha iyi dinleyebiliriz. Güçlü görünen insanların da yorulabileceğini hatırlayabiliriz. Yardım istemeyenlerin de yardıma ihtiyacı olabileceğini anlayabiliriz. Ve lütfen artık insan gibi yaşamayı deneyelim. Konuşmadan da birbirimizi anlayabilelim, birbirimizi koruyup kollayabilelim. Öfkeyi bir kenara bırakıp sevgiyi yeşertebilelim. Zaten bizim olmayan mal mülk için gözlerimizi ve nefsimizi karartmayalım. Bakın “ölüm” var ve bize hep aynı şeyi hatırlatıyor: Zaman sandığımız kadar uzun değil. Ve bazı pişmanlıklar, geri dönüşü olmayan cümleler ve eylemlerdir.
Unutmayın! Asıl mesele ölümden sonra üzülmek değil; ölmeden önce kıymet bilmektir. Bir insanı hayattayken görmek, duymak ve yanında olduğunu hissettirmektir. Çünkü gerçek vefa, mezar başında değil, kapı önünde başlar.
Ölmeden önce kıymet bilmek dileğiyle.
Sevgiyle...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.