CUDİ DAĞI: TARİHİN, İNANCIN VE MEDENİYETİN SESSİZ ŞAHESERİ

Kur’an-ı Kerim’de Hûd Suresi’nin 44. ayetinde ‘gemi Cudî’ye oturdu’ diye buyurulmuştur. Tabiatıyla zikredilen mübarek ‘Cudi dağı’ yalnızca bir coğrafya parçası olmaktan ziyade; İnanç, Tarih, Kültür ve Medeniyet belleğinin kesiştiği müstesna bir mekândır.
Nitekim Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere ve Kudüs-i Şerif gibi İslam medeniyetinin hafızasında derin izler bırakan kutsal mekânlarla birlikte düşünülen Cudi; özellikle Hz. Nuh Tufanı ve sonrasındaki canlı varlık popülasyonu bakımından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir merkez olmaktadır.
İslami kaynaklar, yerel hafıza ve bölgede mevcut önemli eserler ışığında Cudi; tufandan sonra insanlığın yeniden neşet ettiği, ilk şükran ibadetlerinin eda edildiği ve aşurenin ilk ikram edildiği yer olarak anlatılır. Ayrıca Kâbe’yi şerifin inşa taşlarından bir kısmının Cudi dağının Sefine/Sekine bölgesine ait taşlardan ibaret olduğu ve yine Ayasofya camisinin ana kapısının Cudi dağında bulunan Hz Nuh Tufanına ait Gemi kalıntılarından alınan ahşap ile yapıldığı kuvvetle muhtemeldir. Bu yönüyle Cudi, yalnızca geçmişin hatırası değil; insanlığın yeniden ayağa kalkışını sembolize eden kadim bir başlangıç noktasıdır.
Halk arasında ise ‘Çiyayê Mırada’, yani muratların ve dileklerin kabul gördüğü dağ olarak anılması boşuna değildir. Şifa arayanların, derdine derman ve gönlüne teselli murat edenlerin yöneldiği bu dağ; yüzyıllardır yalnızca taşına, toprağına değil, taşıdığı manaya da değer verilerek yaşatılmıştır.
Elbette Cudi’nin tarihî ve manevi coğrafyası bununla da sınırlı değildir. Hz. Cebrail Kapısı, Hz. Ali Mağarası, Lawê Gêrib/​Garip Yolcu’nun kabri, taşlaşmış insan figürleri vb eserlerin bu coğrafyada bulunması; eteklerinde ise medeniyete açılan kapı olarak görülen Heştiyan/Seksenler köyünün olması, Cudi’yi araştırılması gereken bir kültür havzasına dönüştürmektedir.
Özellikle Cudi’nin kayalıklarında görülen kral figürleri ve kabartmalar, sur kalıntıları, sarnıçlar, taş yapılar, mabed ve kilise izleri, çeşitli arkeolojik unsurlar; bu coğrafyanın yalnızca dini anlatılara değil! Tarih, kültür ve arkeolojik miras açısından da ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bütün bunlara ilaveten asıl büyük sır, Hz Nuh Nebi’nin gemisinin hâlâ Cudi’nin bağrında gizemini korumasıdır.
Gemiye ilişkin rivayetler, Cudi’nin Kur’an’daki açık referansı ve bölgedeki tarihî-coğrafi verilerle birlikte değerlendirildiğinde, bu alanın bilimsel ve ilmi yöntemlerle araştırılması artık bir tercih değil, insanlık tarihine karşı bir sorumluluk olarak görülmelidir.
Cudi bugün bütün heybetiyle, ihtişamıyla sessizdir. Fakat bu sessizlik, tarihin suskunluğu değildir. Ve Cudi konuşmayı bekliyor. Kayaları okunmayı, kalıntıları araştırılmayı, sırları bilimle çözülmeyi ve Hz. Nuh’un Gemisi ise insanlığın ortak merakıyla yeniden gündeme taşınmayı bekliyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Turgay Birlik Arşivi