BİR ŞEHİR ÇÜRÜYOR: DÖN DE AYNAYA BAK SUÇLUYU BAŞKA YERDE ARAMA.

Sokaklarımız, evlerimiz, duvarlarımız ve hatta avlularımız hâlâ canlı, hâlâ taze; peki bozulan nedir? Şikâyetlerimizin temelinde ne var? Kim suçlu? Neden herkes bir suçlu arıyor? Bir kent neden bu kadar acımasız, sahipsiz ve hatta en önemlisi ahlaksız olur?

Hemen klavyenize davranmayın; bir vatandaş olarak soruyorum. Yanlış anlaşılmasın; ahlak polisi de değilim, ahlak bekçisi de değilim. Çünkü sorarsanız, yazdığımızla bizi vurmaya çalışacaklar…!

Bize sorarsanız, kuşak farkı, kuşak çatışması der geçeriz. Lakin ahlaksızlığı yapan senin mahallenden, bizim sokaktan ya da senin semtinin çocukları; ne değişir ki? Sonuçta hepimiz aynı gemideyiz. Bunlar kimin çocukları? Kuşak farkı dedik ya; hep kendimizden sonrakini suçlarız. Ancak suçlananlar kodlarını bu şehirden, genetiğini bu milletten alıyor. Yani ahlaksızlığın tek sorumlusu gençler mi? Mevcut düzen ya da çevresel faktörler mi? Bunun temelinde bu şehrin etkisi yok mu?

Evet ya da hayır, bunu tartışmayacağız.

Esnafı geziyorsun, aynı muhabbet; sokağı geziyorsun, aynı dert. Kahveye uğruyorsun, daha beter. Kafeye, lokantaya giriyorsun, sohbet masada dönüyor. Hatta mezarlıklarda bile, ölümüzü gömerken aynı benzer muhabbetler… Toprak altına giren bir şekilde kurtuldu da, peki ya biz nereye kaçacağız? Var mı kaçış rampamız?

Maalesef yok…

Merak ediyoruz değil mi, mesele nedir diye? Tabii ki paylaşalım… Şehrimizi yakıp kavuran, aile geleneğimizi, kültürümüzü dinamitleyen, komşuluk ve akrabalık bağlarımızı koparan suçlu… Soruyorsunuz değil mi? O suçlu tabii ki ahlaksızlıktır ve ahlaksızlığın şekil bulduğu insan tipidir.

Evet, maalesef kabul etsek de etmesek de şehrimizde, bu güzide ilçemizde bir ahlak sorunu var. Kadın-erkek ilişkilerinde bir açmazımız var. Düğünlerde kontrol edilemeyen bir ahlak açığı var. Merasimlerimizde bir hata var. Yanlış giden bir şeyler var. Tabii ki gençlerimizde yerleşen, kodlarından ve belki de genlerinden aldıkları bir tutarsızlık var.

Kendimizi dürüst gösterip hep soruyoruz ya; kimlerdir bunlar, kimdir, neyin nesidir, kimin çocuğu diye… Onu fazla uzaklarda aramayın. O “ahlaksız”, o “utanmaz”, “gelenekten yoksun” dediğiniz genç ya da o çocuk; bizim içimizde. Senin evinde, komşunda, aile içinde, caddede, sokakta, camide, mezarlıkta ve hayatın her alanında… Evet, yanlış anlamadınız; beraberiz.

Gözümüzü yumduğumuz, kulağımızı kapattığımız, sokağından geçip sessiz kaldığımız, müdahale etmediğimiz bu insanlar her yerde. Seni, beni, sizi ve herkesi bu ahlaksızlığıyla kemirip bitiren bu insan tipi maalesef içimizde.

Freni patlayan bir kamyon gibi ezip geçmekte, etkisini göstermektedir. Bunun önünü almanın çok zor olduğunu biliyoruz. Bu insanların toplum içinde rehabilite edilmesi gerektiğini de biliyoruz. Ailenin kontrol mekanizmasının bu anlamda devreye girmesi gerektiğini de düşünüyoruz ve bu mücadelenin sonuna kadar devam etmesi gerektiğini de idrak ediyoruz.

Belki önleyemeyiz; ama konuşarak, istişare ederek, uyararak, kimseyi kırmadan dökmeden bu ahlaksızlığı şehrimizden, güzide kentimizden def etmeli ve kovmalıyız.

Kimse kusura bakmasın; herkes birbirini suçlarsa ahlaksızlık daha da büyür, daha da yayılır. Eğer bir ahlaksızlık varsa, tüm toplumu tenzih ederek söylüyorum: herkes aynaya baksın…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Erkan ÖZKALAY Arşivi

GÖRÜNÜR SEVGİ,UNUTULAN DEĞERLER

14 Şubat 2026 Cumartesi 19:51