1965-1970’Lİ YILLARDAKİ ÇOCUKLUĞUMUZ-4

Çocukluğumuzda Fırfêlê’de su rezervleri hemen hemen hiç olmadığından maalesef çok istediğimiz halde yüzme şansımız olmuyordu. Ama yine de mevcut durumu değerlendirmek için yazların kavurucu sıcağından az da olsa kurtulmak için köyün tek göleti olan Bêrımka Serê Şıhêr ve artezyen su kuyuları Birê Beran’a, Birka Bestê’ye suları çekilinceye kadar girerek hem serinler hem de yüzmeye çalışırdık.

Bêrımka Serê Şıhêr kışın yağan yağmur suları ile doluyordu. Suyu haziran ayı sonlarına doğru biterdi. Birê Beran’a dört-beş kuyudan meydana gelmektedir. Kazmalarla kazılmış derinlikleri iki veya üç metre olan kuyulardan oluşuyor. Zamanında köylüler hayvanlarının su ihtiyacı için kazmışlardı. Alt kısımlarından hafif sızan su ile doluyorlar. Yaz mevsiminin sonlarına doğru bu kuyuların da suyu çekilirdi. Birka Bestê’nin de aynı şekilde yaz sonlarında suyu biter.

Bêrımka Serê Şıhêr köye en yakın gölettir. Gölün en derin yeri biz çocukların göbek bağını geçmezdi. Başka bir seçeneğimiz olmadığından gölet kuruyuncaya kadar içine girerdik. Suya girmeden önce annelerimizin elle diktiği kazak tarzı giysimizi ve lastikli pijamamızı bir çırpıda çıkarıp anadan üryan göletin suyuna atlardık. Saatlerce o hiçte temiz olmayan suyun içinde kalırdık. Grup liderimiz Abdulaziz, “Haydi çıkalım” der demez bir çırpıda göletten çıkardık.

İki parçadan ibaret olan elbiselerimizi bir elimize alarak hem yürürdük hem de elbiselerimizi üstümüze giymeye çalışırdık. Abdulaziz, “İstikamet Birê Beran’a! der demez kuyulara hücum ederdik. Oraya vardığımızda (4 km) her birimiz bir kuyuyu gözümüze kestirerek üstümüzdeki elbiseleri çıkarıp kuyuların içine atlardık. Orada da saatlerce suda kaldıktan sonra Abdülaziz, “Haydi çıkalım! Bugünkü suya girme faslımız bitmiştir. Artık Dêmıkte (köyün en geniş bozkırı) kuş yuvası aramaya gidelim.” Derdi ve şunu hemen eklerdi: Bakın arkadaşlar! Hangimiz bir kuş yuvası bulduysa hepimiz o yuvaya ortağız.

Hepimiz tamam dedikten sonra Dêmık denilen köyün uçsuz bucaksız merasına dağılırdık. İlk kuş yuvasını bulan arkadaş avazı çıktığı kadar müjdeli bir sesle, “Arkadaşlar ben bir Titi yuvasını buldum veya bir Reşole yuvasını vb. buldum. Gelin, gelin!” derdi. Sesi işittiğimizde hepimiz ok misali fırlayarak yuvayı bulan arkadaşın yanında soluğu alırdık. Akşama kadar bu serüvenimiz devam ederdi.

Köyde en çok oynanan oyunlardan bir tanesi de KAŞO oyunu idi. Kaşo oyunu nasıl oynanırdı? Sayıları fazla sınırlı olmayan iki erkek ekip tarafından oluşurdu. Her oyuncunun elinde meşe ağacından yapılmış alt tarafı biraz oval ve yuvarlak uçlu bir metre uzunluğunda bir soba bulunurdu.

Oyun oynanacak alanın orta yerinde bir hovk (çember şeklinde olan yapay çukur) ve meşe ağacından yapılmış bir top bulunurdu. Bu topa taraflardan bir oyuncu kaşosunu vurarak oyunu başlatırdı. Karşılıklı paslarla oyun devam ederdi. Topu çukura (hovk) yuvarlayan taraf bir sayı kazanmış oluyordu. Oyun saatlerce devam ederdi. Maalesef bu oyun da artık köyde oynanmıyor.

Bu arada bizim zamanımızda kız çocuklarının da güzel ve renkli oyunları oluyordu. Çömlek oyunu, bez parçalarından yaptıkları gelin oyunu, haftık (yedi taş) oyunu. Kızlar gelinlerini annelerin iğneleri ile bir yerlerden buldukları bezleri yan yana getirip dikerek ve içine koyunyünü doldurarak şekil veriyorlardı. Keçi kılından saçlarını yapardılar. Çırpıları birbirine bağlayarak beşik yapar; içine bez bebeklerini koyup ninni söyleyerek uyuturlardı.

Kızların diğer bir oyunu da haftık (yedi taş) oyunu idi. Bu oyun fındıktan biraz büyük yedi yuvarlak beyaz taşla oynanırdı. Taşların bir tanesi oyunu oynayan kızın elinde kalarak diğer altı taş yere atılırdı. Elindeki taş havaya atılıp aynı taş yere düşmeden yerdeki taşlardan bir tanesi çadır şeklinde kurduğu diğer elinin avucuna atmasıyla oyun devam ederdi. Aynı zamanda havadaki taş yere inmeden yakalaması oyunun kurallarındandı. Şayet taş yakalanmadan düşse oyun el değiştirirdi. Bu şekilde oyunun üç evresini hatasız tamamlayan kız oyunu kazanmış olurdu.

Kızlar toplanır; iki kız karşılıklı oturur ve bu şekilde oyun başlardı. Kızlar birbirini eleye eleye oyun iki kişiye inince heyecan zirve yapardı. İki kızdan biri yenilince galip gelen kız şampiyon ilan edilirdi.

İşte çocukluğumuz bu şekildeydi. İmkanlar çok kıt ve sınırlı idi. Hemen hemen hiçbir şey yok derecesindeydi. Ama biz çocukların mutluluğu hep zirvedeydi. Her zaman neşeliydik. Her zaman hayat doluyduk.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M.Emin BOZKUŞ Arşivi

1960-1970’Lİ YILLARDA Kİ ÇOCUKLUĞUMUZ-3

18 Şubat 2026 Çarşamba 15:06

1965-1970 YILLARINDA Kİ ÇOCUKLUĞUMUZ-2

09 Şubat 2026 Pazartesi 20:18

KARDU

01 Ocak 2026 Perşembe 11:55

ACABA BİZ Mİ YANLIŞIZ?

22 Aralık 2025 Pazartesi 09:04

CİZRE COŞKUN BİR KİTAP FUARIYLA BULUŞTU

03 Aralık 2025 Çarşamba 12:28