M.Emin BOZKUŞ
1965-1970 YILLARINDA Kİ ÇOCUKLUĞUMUZ-2
Okula ilk gittiğim gün (1966-1967 eğitim yılı başı) köyden Süleyman adındaki arkadaşımla sabah gölgesine masasını kuran öğretmenin yanına ürkekçe yaklaşarak durduk. Öğretmen ikimizi iki üç saniye kadar süzdükten sonra bana, “Adını soyadını söyle.” Dedi. Arkadaşıma da aynı soruyu sorduktan sonra bana, “okul numaran iki.”, Süleyman arkadaşıma, Okul numaran dokuz.” Diyerek sınıfa geçmemizi söyledi. Ve beş yıl boyunca bir derslikte beş şube hep beraber okumaya büyük bir azim ile eğitimimize devam ettik.
Annem beş yıl boyunca hiçbir sabah beni okula gitmem için hazırlamadı. Çünkü önlüklerimizi gömlek yerine de kullanıyorduk. Nedeni ise başka gömleğimizin olmayışı idi. Yıl boyunca sadece bir pantolonumuz olurdu. Pantolonumun diz ve arka tarafları, önlüğümün dirsekleri yırtıldığında annem yırtılan yerin üzerine eğer var ise o kumaşın renginde bir yama dikerdi. Yoksa bulduğu herhangi bir kumaş parçasını rengine bakmaksızın yamalardı. Yani yıl boyu aynı pantolonu ve gömlek yerine kullandığımız aynı önlüğü giyerdik. Sabahları okula gitmeye hazırlanırken kuvardan bir avuç kuru üzüm alıp önlüğümüzün cebine koyarak okula giderdik. Teneffüslerde okul bahçesinde kuru üzümlerimizi çıkarıp yerdik. Okulumuzun ve öğretmenlerimizin ısınma ihtiyacını biz öğrenciler karşılardık. Her sabah okula gitmeye hazırlanırken evimizin odunluğundan bir kolumuzun üstüne sobalık kesilmiş odunları doldurarak giderdik.
Okulumuzun odun kolu başkanı olan görevli öğrenciye götürmüş olduğumuz odunları göstererek okulun odunluğuna bırakıp ondan sonra sınıfa geçerdik. Odun kolu başkanı odun getirmeyen öğrencilerin adını tebeşirle sınıfın karatahtasına yazardı. Öğretmen sınıfa girdiğinde tahtada isimleri yazılı olan öğrencileri yanına çağırıp iyi bir dayaktan geçirdikten sonra onları tekrar eve göndererek odun getirmelerini söylerdi. Onlar da tekrar eve gidip odun getirirlerdi.
Yakın köylerin okullarıyla çok güzel sosyal ilişkilerimiz oluyordu. O zaman çevremizdeki köylerden sadece Tepeköy’de ve Oyalı Nahiyesinde ilkokul vardı. O tarihte Bozburun köyünde okul olmadığı için ilkokul çağındaki çocuklar Ulak’ta ki ilkokula geliyorlardı. İki köy arasındaki o uzun mesafeyi yıl boyu yaya gelip giderlerdi.
Bahar aylarında öğretmenimiz genelde Bizi Tepeköy’e götürürdü. Tepeköy’ün öğrencileri de bize gelirlerdi. İki köy okulunun öğrencileri olarak beraber oyunlar oynardık. Güreş tutardık. Şarkılar söylerdik. Bilgi yarışmaları düzenlerdik. Öğle yemeği vakti geldiğinde öğretmenimiz her birimize bir misafir öğrenci verirdi. Beraber eve gider; yemeğimizi yer; tekrar okula dönerdik. Tepeköy’de de aynı uygulama yapılırdı. Bazen iki okulun öğrencileri beraber İdil göletine gidip piknik yapardık. Öğretmenlerimizin gözetiminde göletin suyuna girip yüzerdik.
Etkinliklerimizden en neşe aldığımız bir tanesi de 23 Nisan bayramları idi. Günler öncesinden hazırlıklara başlardık. 23 Nisan gününün sabahında çevre tarla ve bayırlardan rengârenk çiçekler toplardık. Bu çiçeklerin bir kısmı ile sınıflarımızı süslerdik. Kız arkadaşlar bir kısmını tokalarla tutturarak saçlarının arasına koyardı. Başlangıçta öğretmen bizi sıraya koyup serbest adımlarla köyün etrafında bir tur atmak üzere yürütürdü. Daha önceden resim defterlerimizden kopardığımız bir yaprağın ortasına iki taraflı bir ay yıldız çizip içini beyaz bırakarak diğer kalan tüm beyazlığı resim kalemiyle boyatıp bir kenarına zamkla (dut ve badem ağaçlarından alıp zamk haline getirdiğimiz reçine) tutturduğumuz bayrağın çubuğunu elimizle kavrayıp serbest adımdan uygun adıma son gücümüzle siyah lastik ayakkabılarımızı yere vura vura okulun güneyinden marşlar eşliğinde köy çeşmesinin üst sokağından, sarinca mizgevtê’nin solundan, tara bêrmê şêvlê mala haci, tepedeki mahalleden okulumuzun kuzeyindeki meydana kadar yürürdük. Bu arada köyde ne kadar insan varsa çocuk, genç, yaşlı evlerini bırakıp bizi seyre gelmek için meydanı doldururlardı. Törenin başında öğretmenimiz gür bir sesle bayram ile ilgili bir konuşma yapardı. Konuşması bittikten sonra tüm öğrenciler ve köylüler bir alkış tufanı koparırdı.
Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.