Erkan ÖZKALAY
KAMUSAL ALANDA KULLANILAN ŞİDDET VE NEFRET DİLİ ÜZERİNE
Uluslararası alanda, özellikle dünya siyasetini ve ekonomisini belirleyen güçler arasında yaşanan savaşlar ve gerilimler; çoğu zaman kendilerinden çok daha kırılgan ülkeleri, özelde ise Ortadoğu’daki devletleri ve toplumları derinden etkilemektedir. Bu belirsizlik ortamı, bölgesel çatışmaları tetiklemekte; küresel güçlerin siyasi haritaları kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme çabaları, o coğrafyalarda yaşayan etnik ve dinsel toplulukları zor durumda bırakmaktadır. Bu durum, hem devletler arası hem de toplumlar arası sürtüşmelere yol açmakta; ekonomik ve siyasal zayıflamayı beraberinde getirmektedir.
Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan savaş ya da anlaşmazlık, küresel ölçekte hepimizi etkileyen bir kaygıya dönüşmektedir. Yaşanan her kriz, ülke ekonomilerine anında yansımakta; bu da toplumların gündelik yaşamında doğrudan hissedilen bir baskı yaratmaktadır. Mahalle diliyle ifade edersek, dünyadaki savaşlar bizim için yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik bir endişe kaynağıdır. Bu çerçevede asıl tartışılması gereken konu; değişen siyasi dengelerle birlikte ortaya çıkan sosyal ve siyasal kopuşlar ile nefret dilidir.
Yaşanan küresel ve bölgesel gerilimler, içinde bulunduğumuz sınırlar içerisinde de korku ve endişe üretmektedir. Siyasal alanda kullanılan sert söylemler, kamusal alanda ve sosyal hayatta nefret ve şiddet dilini beslemektedir. Bu dil, yalnızca siyasi tartışmaları değil; toplumlar ve milletler arasındaki duygusal bağları da zedelemektedir.“ Özellikle sosyal medya mecralarında kullanılan ayrıştırıcı ve ötekileştirici söylemler, farklı etnik, dini ve mezhepsel kimliklerin bir arada yaşadığı toplumlarda ciddi kırılmalara yol açma riski taşımaktadır. Geçmiş tecrübeler göstermiştir ki, bu dilin kimseye faydası yoktur; aksine toplumsal barışı zedelemektedir.”
Şiddetin ve nefret dilinin terk edilmesi; sahada, sosyal medyada ve kamusal alanda toplumsal birlikteliğin, bütünlüğün ve demokratik zeminin güçlenmesi hepimizin ortak menfaatinedir. Ancak bu talepleri dile getirirken, ayrışma ve kopuşların nedenleri üzerinde de samimiyetle durmak gerekmektedir. Toplumun güvenini zedeleyen uygulama ve yaklaşımlar, kamu vicdanını yaralayan sonuçlar doğurmakta; demokratik tepkilere verilen sert karşılıklar ise yeni insani kırılmalar üretmektedir.
Nefret dilini körükleyen yalnızca toplum değildir. Siyasi ve kamusal alanda temsil makamında bulunan kişilerin kullandığı sert ve dışlayıcı dil de toplumu germekte, endişeyi derinleştirmektedir. Özellikle basın ve medya aracılığıyla yapılan analizler ve siyasi tartışmalar, kutuplaşmayı artıran ve nefret dilini besleyen önemli unsurlar hâline gelmiştir. Hukuku çiğneyen, kamu düzenini ve güvenliğini tehdit eden, şiddeti ve nefret dilini kullanan herkes; kim olursa olsun adil ve bağımsız yargı mekanizmaları tarafından hukuki çerçevede değerlendirilmelidir. Buna itirazımız yoktur. Ancak bütün sorumluluğu yalnızca topluma yüklemek; insani, ahlaki ve hukuki açıdan doğru değildir.
Bu noktada basın ve yayın organlarının da daha birleştirici, sağduyulu bir dil benimsemesi büyük önem taşımaktadır. Kamusal alanda ve sokakta insanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilmeli; ancak bu özgürlük, şiddet ve nefret üretmenin aracı hâline gelmemelidir. Aynı şekilde, toplumu temsil edenlerin kullandığı dil de bu sorumluluğu yansıtmalıdır.
Toplumdan sağduyu beklenirken, yönetim anlayışının da insani normları gözeten; sosyal devlet ilkesini güçlendiren; vatandaşın ekonomik olarak güçlendiği, huzur ve refaha erişebildiği bir yapıyı inşa etmesi gerekmektedir. Yoksullaştıran değil, zenginleştiren; dışlayan değil, sahiplenen bir anlayış benimsendiğinde toplumsal barış güçlenir.
Çünkü unutulmamalıdır ki, nefreti körükleyen ve şiddeti doğuran en temel öge ekonomik kaygılardır. Bu kaygıların kalkması, huzur, isitkrar ,refah ve istihdamın oluştuğu bir dünyada insanlar nefret diline değil, sevgi ve saygı diline sahip çıkar. Bizi kurtaracak en insani dilde budur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.