ÇAĞIN EN BÜYÜK YOKSULLUĞU: ‘İNSAN KALABİLMEKTİR’

Medeniyet, gökdelenlerin yüksekliğiyle değil; insanın vicdanıyla, insani değerlerle ölçülür.
Bugün içinde yaşadığımız çağ, teknolojik bakımdan tarihin en parlak dönemlerinden biri olabilir. Lakin aynı çağ, ahlâkî ve insani değerler bakımından en büyük kırılmaların yaşandığı dönemlerden biri olarak da tarihe geçecektir. Zira insanlık, bilgi üretirken hikmeti; hız kazanırken huzuru; konfor inşa ederken merhameti kaybetmiştir. Meselenin özü budur.
Dünyanın çivisi çıkmadı...
İnsanın vicdanı yerinden söküldü. Haliyle yaşamakta olduğumuz kriz ekonomik değildir. Siyasal da değildir. Asıl kriz; karakter ve liyakat krizidir. Asıl yoksulluk; güven yoksulluğudur. Asıl iflas ise insanın insana olan inancını kaybetmesidir!
Bir zamanlar aynı sofraya onlarca kişi oturur, bir lokmayı bölüşürdük. Yokluk vardı ama yok sayılmak yoktu. Fakirlik vardı ama sahipsizlik yoktu. Evler küçüktü; gönüller ise evren kadar genişti.
Bugün evler büyüdü... Masalar çoğaldı... İmkânlar arttı...
Fakat insan küçüldü. Ve modern çağ, bireyi özgürleştirmedi; yalnızlaştırdı, egoizmi hasıl kıldı. İletişimi çoğaltmadı; muhabbeti azalttı. Bağlantıları artırdı; bağları kopardı. İnsanı geliştirmedi; tüketilebilir bir nesneye dönüştürdü.
Nitekim modern sistemin en büyük başarısı, insanı zincire vurması değildir. Onu, zincirlerini özgürlük zannetmeye ikna etmiş olmasıdır.
Bugün insanlar acı çekmekten değil, anlamını kaybetmekten yoruluyor. Çünkü çağımız; samimiyeti değil menfaati, sabrı değil egoizmi, şahsiyeti değil ikiyüzlülüğü ödüllendiriyor. Bunun içindir ki derinlik, çağın en büyük yalnızlığıdır. Samimiyet ise en pahalı bedeli ödeyen erdemdir.
İnsan artık karşısındakini tanımaya değil, kullanmaya çalışıyor. İlişkiler emek üzerine değil, menfaat üzerine kuruluyor. Maalesef dostluklar menfaat süresi kadar devam ediyor. Vefa, sözlüklerde kalan eski bir kelimeye dönüşüyor.
Ve bütün bunlar normalleştiriliyor.
Daha da vahimi... Vicdan sahibi olmak, zayıflık... Merhamet göstermek, saflık... Samimiyet ise anormal olarak sunuluyor.
Oysa medeniyetlerin çöküşü, orduların yenilgisiyle başlamaz.
Medeniyetler, önce vicdanlarını kaybettikleri gün çökmeye başlar. Bugün yaşadığımız şey tam da budur. İnsan, kalbini koruyabilmek için artık mücadele vermek zorundadır. Zira sistem, bireyi zorla değil; rızasıyla duyarsızlaştırmaktadır.
Önce acıya alıştırıyor... Sonra yalnızlığa... Ardından umursamazlığa...
Ve en sonunda insan, kendi vicdanından vazgeçmeyi "olgunluk" zannetmeye başlıyor. İşte çağın en büyük manipülasyonu budur. Bize sürekli şu telkin ediliyor: ‘Fazla düşünme...’ ‘Fazla hissetme...’ ‘Fazla bağlanma...’ Ve Fazla güvenme..."
Çünkü düşünen insan yönetilemez. Hisseden insan kirletilemez. Vicdan sahibi insan satın
alınamaz. Karakter sahibi insan ise teslim alınamaz. Nitekim onun için önce kalpler işgal ediliyor. Çünkü kalbi fethedilen toplumların ruhlarını işgal etmeye artık gerek kalmıyor.
Bugün insanın vermesi gereken en büyük mücadele, başkalarını değiştirmek değildir. Kendi vicdanını koruyabilmektir. Keza insanın asıl serveti malı değil; AHLÂKIDIR. Asıl itibarı makamı değil; KARAKTERİDİR. Asıl gücü ise kalbinin hâlâ merhamet üretebiliyor olmasıdır.
Varsın bize ‘sıradan’ desinler... Varsın ‘fazla hassas’ olduğumuzu söylesinler... Varsın iyiliğimizi zayıflık sansınlar... Ayrıca tarih, güçlü görünen zalimleri değil; insan kalabilenleri hatırlar.
Ve unutulmamalıdır ki...
Bir çağın gerçek kahramanları, kalabalıkların alkışladıkları değil; bütün kirlenmişliğe rağmen vicdanını kirletmeyenlerdir.
İnsan kalabilmek...
İşte bu çağın en büyük direnişi, en büyük asaleti ve en büyük medeniyet mücadelesidir. Sonuçta ‘iyi kalplerin kaybettiği bir dünyada’ insanlaarın kazanması mümkün değildir…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Turgay Birlik Arşivi

KURMANCÎ HERE GULÊ

23 Haziran 2026 Salı 08:04