Turgay Birlik
MEDENİYETİN BEŞİĞİ MEZOPOTAMYADAN, KAOSUN MERKEZİNE DÖNÜŞEN ORTADOĞUYA
‘Beşeriyetin sinesinden kopup gelen hakikatleri dile getirmek, tarihin tozlu raflarındaki o asil ruhu bugünün kavgasında yeniden hatırlatmak elzemdir’
İnsanlık tarihinin pusulası hangi yönü gösterirse göstersin, iğnenin ucu hep aynı istikameti işaret eder: ‘Mezopotamya’. Yeryüzünün en kadim bölgesi, insanlığın ortak hafızası, medeniyetin vücut bulduğu merkez. Burası sadece toprak değil; Hz. Adem’in yeryüzündeki ilk nefesi, Hz. Nuh’un tufandan sonra insanlığı yeniden filizlendirdiği o mukaddes coğrafyadır. Nitekim şehirler bu kadim topraklarda kuruldu, hukuk burada yazıldı. Tekerlek ilk kez bu tozlu yollarda dönmeye başladı. Yaşamla tanışmayı, zamanı ölçmeyi, gökyüzünü okumayı, toprağa tohum düşürüp "hayatı" hasat etmeyi bu coğrafya öğretti tüm dünyaya. Zira buğdayın bereketi de, paranın hükmü de, yazının ebediyeti de bu bereketli hilalin mirasıdır insanlığa.
Peki, ne oldu da "Cennet’in bahçesi" dediğimiz bu topraklar bugün cehennemin provasına dönüştü? Bir medeniyet müzesi değil de! adeta bir ‘ateş çemberi’ halini aldı? Çünkü kendi hazinemizin üzerinde oturan ama o hazinenin kıymetini bilmeyen toplumlara döndük. Çünkü maneviyatı terk edip, dünyevi hayata tevessül ettik. Değerlerimizi unuttuk, kültürlerimizi ihmal ettik, tarihimizi arşivlere hapsettik. Çükü inancımızın mayasını teşkil eden ADALET kavramını hayatımızdan berhava ettik. Çünkü mezhepsel, ideolojik ve siyasi kavramlarla meşgul olup, dünyayı gereği gibi okuyamadık. Keza yaşanan nahoş hadiseleri, salt emperyal güçlerin emelleriyle okumaya çalışmakta izana aykırıdır. Dolayısıyla cereyan eden olgular bir çelişki değil, bir trajedidir. Dünyaya Nizamı, Adaleti ve Semavi Dinlerin o muazzam Ahlakını hediye eden Ortadoğu, bugün kendi evlatlarının feryatlarıyla sarsılıyor. Maalesef medeniyetin merkezinde medeniyetsizliğin bayrağı dalgalanıyor.
Sormak lazım: Tekerleği icat eden aklın torunları, bugün neden o tekerleğin altında eziliyor? Yazıyı icat edenlerin evlatları, neden bugün kendi tarihlerini barutla yazmak zorunda kalıyor?
Mezopotamya, dünyanın şahdamarıdır. Şahdamarı kesilen bir gövdenin ayakta kalması mümkün müdür? Bölgeyi bir "ateş topuna" çevirenler biliyorlar ki; bu coğrafya ayağa kalkarsa, insanlık aslına rücu edecektir.
Nihayetinde Kerbela’nın acısını da, Babil’in yıkılışını da, Moğol istilasını da gören bu topraklar, küllerinden doğmayı genetiğinde taşır. Bugün savaşla, ölümle ve gözyaşıyla anılan Ortadoğu; bir gün mutlaka o kadim ferasetine geri dönecek, buğdayın bereketini ve bilginin izzetini yeniden kuşanacaktır.
Sonuç olarak; Bizler bu coğrafyanın sadece yetim kalmış çocukları değil, aynı zamanda o devasa medeniyetin mirasçılarıyız. Tarih, bu ateşi yakanları değil, o ateşe rağmen insanlık onurunu koruyanları yazacaktır. Mezopotamya, dün olduğu gibi yarın da dünyanın vicdanı olmaya mecburdur.
Burada mesele sadece "coğrafya kaderdir" demek değil, o kaderin nasıl bir "keder" yumağına dönüştürüldüğünü haykırmak ve ders çıkarmaktır…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.