Küreselleşmeye Karşı “Kimlik” ve “Özgünlük”

Dünya giderek tek tip bir pazar yapısına dönüşürken, insanlar kendi köklerine, yerel kültürlerine ve dillerine daha sıkı sarılmaktadır. Küreselleşmenin etkilerine karşı gelişen direnç noktaları özellikle kültürel ve ekonomik alanlarda belirginleşmektedir. Popüler ve yabancı kökenli kültürlerin dayattığı yaşam biçimi yerine; yerel, kendine özgü kültürler bireylere çok daha anlamlı bir yaşam dünyası sunmaktadır.

Genel bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, coğrafya ve iklim gibi faktörlerin dünya üzerinde farklı kültürler yaratması son derece doğal bir süreçtir. Tropikal iklimde yaşayan bir toplum ile sert kış koşullarına sahip kutup bölgesindeki bir toplumun yaşam anlayışlarının birbirine benzemesini beklemek gerçekçi değildir. Dolayısıyla dünyayı tek tip bir pazar haline getirmeyi amaçlayan küreselleşme süreci, insan yaşamının doğal çeşitliliğiyle çelişen bir durum ortaya çıkarmaktadır. Nitekim sosyoloji disiplininin öncülerinden İbn Haldun da toplumsal farklılıkların yaşanan coğrafya ile olan bağını özellikle vurgulamıştır.

Kültürel boyutun yanı sıra, küresel ekonomilerin yerel ekonomiler üzerinde oluşturduğu baskı daha olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Fast-food tüketim alışkanlıklarının yerel beslenme kültürlerini aşındırması, hem sağlıksız gıda tüketimini artırmakta hem de yerelin özgün yaşam pratiklerini zayıflatmaktadır.

Bu küresel baskının en güçlü taşıyıcısı ise dijital platformlardır. Dijital mecralar, popüler kültürü “özgün bir değer” gibi sunarak yerel kültürlerin özgünlüğünü görünmez kılmakta ve onları homojen bir kültürel yapının içine çekmektedir.

Elbette yereli korurken dünyadan tamamen kopmak doğru değildir. Aksine, küresel dinamiklerle bağını koparmayan; ancak yerel kültür ve yerel ekonomiyi koruyacak politikalar üreten bir yaklaşım gereklidir. Çözüm arayışları geliştirilirken, küresel imkânlardan yararlanarak modern ve dışa açık yerel kültür modelleri oluşturmak mümkündür. Bu noktada yerel demokrasinin gücünden yararlanılabilir. Yerel yönetimler ve tabandan gelen toplumsal yapılar aracılığıyla oluşturulacak kültürel üst yapılar, küresel etkinin olumsuz sonuçlarını önemli ölçüde azaltacaktır.

Aynı şekilde yerel demokrasi gücüyle desteklenen ekonomik birlikler, kooperatifler ve kalkınma ajanslarının rasyonel yöntemlerle güçlendirilmesi; yerel üretim, ticaret ve pazar yapısına önemli bir sinerji kazandıracaktır. Böylece yerelin özgün üretim modelleri, küresel baskıyı azaltan güçlü bir koruma seti oluşturacaktır.

Yerel demokrasi yalnızca sandığa gitmek değildir. Aynı zamanda bireyin yaşadığı kente, sokağına, mimarisine, yerel tohumuna ve ekosistemine sahip çıkması anlamına gelir. İşte bu iradeye “sosyal sermaye” diyoruz. Diğer bir ifadeyle, “kentlilik bilinci”nin oluşması, kimi zaman sandıktan bile daha büyük değer taşımaktadır.

Yukarıda ifade edildiği gibi, yerele yönelen sosyal sermaye dünyadan kopuş değil; tersine, yerelin özgün değerlerini dünyaya açmanın bir yoludur. Örneğin Şırnak Jirki kilimleri veya Mardin telkari sanatı, yerel motifleri koruyarak e-ticaret yoluyla dünyaya ulaştırılabilir. Bu yaklaşım, “küresel düşün, yerel uygula” stratejisinin somut bir karşılığıdır. Yerelin sesi kısılmak yerine, özgünlüğünü dünyaya duyuran güçlü bir megafona dönüştürülmelidir.

Sonuç olarak, küreselleşmenin yarattığı tek tip insan ve tek tip pazar modeli; insan doğasının çeşitliliği ve coğrafyanın ruhu karşısında uzun vadede dayanamayacaktır. Yerel demokrasiyi güçlendiren, üretimde kooperatifleşen ve kültürel özgünlüğünü modern araçlarla koruyan toplumlar; yalnızca kendi kimliklerini muhafaza etmekle kalmayacak, aynı zamanda ruhu olan ve yaşanabilir bir dünyanın da öncüleri olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mesut BALTA Arşivi

Nitelikli İnsan Gücü

10 Kasım 2025 Pazartesi 11:15

Algılar ve Olgular

07 Ekim 2025 Salı 09:28