Mesut BALTA
Bölünmüş Toplumların Sessiz Yenilgisi
Geçtiğimiz günlerde bir hikaye çalındı kulağıma... Bir çiftçi, ekinlerini kemiren farelerden kurtulmak için kurnazca ve karanlık bir plan kurar. Terk edilmiş, derin bir kuyunun dibine ölü bir domuz atar. Kokuyu alan onlarca fare, kuyunun dibinde kurulan bu ziyafete koşar. İlk günler her şey mükemmeldir; bolca yiyecek, sıfır çaba ve sahte bir refah...
Derken yiyecek biter. Fareler yukarı çıkmak istediklerinde duvarların tırmanılamayacak kadar dik olduğunu fark ederler. Tuzağa düşmüşlerdir. Günler geçtikçe açlık çaresizliğe, çaresizlik ise vahşete dönüşür. Dün aynı sofrayı paylaşanlar, bugün birbirini parçalamaya başlar. Sonunda kuyuda tek bir fare kalır: Kendi türünü yiyerek hayatta kalmış, gözü dönmüş bir cani. Çiftçi ipi sarkıtır, o son fareyi kuyu çıkarır ve tarlaya salar. Artık tarladaki fareleri çiftçi değil, çiftçinin yarattığı o yaratık avlayacaktır.
Peki, burada asıl düşman kimdi? Yanında duran ve hayatta kalmak için sana saldıran mı, yoksa yukarıdan sizi izleyip tuzağı kuran mı?
Tuzağın Gölgesinde: Toplumlar Nasıl "Kuyuya" Düşer?
Bu hikaye sadece bir hayvan masalı değil; insanlık tarihinin, toplumsal sosyolojinin ve siyasetin en yalın aynasıdır. İnsanlar ve toplumlar da çoğu zaman bu görünmez kuyuların içine çekilir. Birileri önümüze geçici vaatler, suni refahlar ya da ortak öfkeler atar. O tabağa koşarken, etrafımıza örülen duvarların ne kadar dikleştiğini fark etmeyiz.
Kaynaklar azaldığında, ekonomik krizler kapıyı çaldığında ya da sosyal kargaşalar baş gösterdiğinde tuzağı kuranlar köşelerine çekilir. Bizler ise yanımızdakini, komşumuzu, farklı düşünen vatandaşımızı tek sorumlu ilan ederiz.
"En büyük tehlike, tam karşınızda dikilip size saldıran değildir. Asıl tehlike; çatışmayı körükleyip, birbirinizi yok etmenizi kenardan sessizce izleyen iradedir."
Tarih, bu "böl ve yönet" stratejisinin acı örnekleriyle doludur. Toplumlar; ırk, mezhep, siyasi görüş veya yaşam tarzı üzerinden kutuplaştırıldığında tam olarak o kuyunun dibindeki duruma düşer. Birbirimizi amansızca hedefe koyarken, bizi bu şartlara mahkûm eden asıl gücü, yani "çiftçiyi" tamamen gözden kaçırırız. Düşmanımızın yanı başımızdaki diğer "mağdur" olduğuna inandırılırız.
Kuyudan Çıkış: Bu Tuzaktan Nasıl Kurtuluruz?
Görünmeyen iplerle yönetilen bir arena piyonu olmaktan çıkmak, toplumsal uyanışla mümkündür. Birbirimizi yemek yerine kuyuya bakan gözlerimizi yukarı çevirmeli ve şu adımları atmalıyız:
- 1. Doğrudan Yanılsamaya Değil, Nedene Odaklanın (Manzarayı Genişletin): Öfke hissettiğinizde kendinize şu soruyu sorun: "Bu kavgadan asıl kazançlı çıkan kim?" Karşınızdaki insana yönelttiğiniz nefret, gerçekten onun bireysel eyleminden mi kaynaklanıyor, yoksa ikinizi de aynı darlığa sıkıştıran bir sistemden mi?
- 2. Kutuplaşma Söylemlerine Karşı Bağışıklık Geliştirin: Size sürekli bir öteki gösteren, "Onlar olmasaydı siz çok daha iyi yaşardınız" masalını anlatan her söyleme şüpheyle yaklaşın. Bölünme öneren her fikir, kuyuya tırmanmanızı engelleyen dik bir duvardır.
- 3. Sağduyu ve Empati Köprülerini Yıkmayın: Kuyunun dibindeki farelerin felaketi, çaresizliğe teslim olup birbirlerini rakip görmeleriydi. Toplumların en büyük gücü ise dayanışmadır. Öteki kılınanla kurulacak bir iletişim kanalı, çiftçinin en büyük kabusudur.
- 4. Meseleleri Kişilerle Değil, Koşullarla Tartışın: Sorunun kaynağı yanımızdaki bireyler değil; bizi o sorunun içine iten kurallar, politikalar ve yönlendirmelerdir. Şiddeti ve nefreti değil, adaleti ve ortak aklı talep edin.
Düşmanı Doğru Tanımak
Bugün dönüp etrafımıza bakma zamanı. Birbirimizle verdiğimiz amansız mücadeleler, sosyal medyadaki linç kültürleri, siyasi veya kültürel gerilimler... Gerçekten birbirimizin düşmanı mıyız, yoksa aynı dar alana hapsedilmiş, önümüze atılan kırıntılar için kavga ettirilen mağdurlar mı?
Elindeki ipi yukarıdan sarkıtıp bizi izleyenlerin oyununu bozmanın tek bir yolu var: Yanımızdakine saldırmayı bırakıp, başımızı yukarı kaldırmak.
Çünkü asıl tehlike karşımızdaki değil; bizi karşı karşıya getirendir. Kuyudan çıkmanın yolu birbirimizi ezmekten değil, o kuyuyu oyan elle yüzleşmekten geçer.
Sizce bugün toplum olarak hangi görünmez kuyuların içindeyiz ve başımızı yukarı kaldırmamızı engelleyen en büyük etken ne?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.