Zil Sesi mi, Silah Sesi mi?

İki gündür okullarımızdan gelen haberler, sadece kulaklarımızı değil ruhumuzu da tırmalıyor. Biz o koridorlardan başarı öyküleri duymayı beklerken ne yazık ki çığlıkların, barut kokusunun ve ölümün soğuk nefesini soluyoruz.

İki gündür okullarımızdan gelen haberler, sadece kulaklarımızı değil ruhumuzu da tırmalıyor. Biz o koridorlardan başarı öyküleri duymayı beklerken ne yazık ki çığlıkların, barut kokusunun ve ölümün soğuk nefesini soluyoruz. Dün Siverek, bugün Kahramanmaraş… Eğitim, tarihinin en ağır, en kanlı sınavını veriyor.
*
Eğer bir elin kalem tutması gereken yaşta o elde silah görüyorsak durup düşünmeliyiz. Bu düzende ters giden bir şeyler değil çok şey var! Bu meseleyi sadece bir güvenlik zafiyeti diyerek geçiştiremeyiz. Karşımızdaki tablo, toplumun en derin fay hatlarında yaşanan büyük bir kırılmanın çığlığıdır.
Bilginin, umudun ve yarınların inşa edildiği o kutsal sınıflar; korkunun gölgesine sığınan, titreyen çocukların mekânı hâline gelmişse hepimiz bu vebalin altındayız. Okul zili yerine silah sesleri yankılanıyorsa toplum olarak şiddeti seçmeli ders gibi okumuşuz demektir.
*
Sormak zorundayım: Biz nerede hata yaptık?
Yaşananlar birer sonuçtur, asıl mesele bu sonuca giden yolu doğru okuyabilmektir. Bir çocuk kalem yerine silahı seçiyorsa duyulmayan sesler, görülmeyen yaralar ve yok sayılan sorunlar bu acı tabloyu doğurmuştur.Okul sadece dört duvar ve bir kara tahta değildir. Çocuğun nefes aldığı, "Ben buradayım ve değerliyim." dediği limandır. O liman fırtınaya teslim edilmişse gemiyi kurtarma şansımız kalmaz. Yıllarca okyanus ötesinden, ABD’den gelen okul saldırılarını uzak coğrafyaların trajedisi diye izledik. Şiddetin orada sıradanlaşmasını dehşetle takip ettik. Ama korkarım ki o karanlık, artık bizim evimizin içine kadar girdi. Bu mesele asayiş sorununun yanında, bir siyasi irade ve değerler sistemi meselesidir. Bireysel silahlanmayı bir hak gibi savunup bu kontrolsüz gücü sınırlayacak adımları atamamak, ülkemiz perspektifinden bakıldığında kabul edilemez bir çelişkidir.
*
Okul güvenliğini sadece yüksek duvarlar ve kameralarla sağlayamazsınız. Gerçek güvenlik; toplumsal bilinçle, vicdan eğitimiyle ve erkenden fark edilen yaralara sürülen merhemle başlar. Şiddetin normalleştiği bir yerde en büyük kayıp, insanın insana duyduğu güvendir. Kalemin sustuğu, namlunun konuştuğu bir toprak parçası, evlatlarımıza bırakacağımız bir gelecek olamaz.
Bugün birilerini suçlama günü değil gerçek bir anlama ve önlem alma günüdür. Bir ülkenin gerçek gücü ne tankıdır ne de topu, o gücün tek terazisi çocuklarının ne kadar güvende olduğudur.
Asıl tehlike kurşun değil alışmaktır.
*
Çünkü bir toplum, evlatlarının ölmesine alıştığı an vicdanını kaybetmiştir.Çocuklarını koruyamayan bir medeniyet, aslında hiçbir şeyi korumuyor demektir. Gelin; kalemlerin yeniden konuştuğu, çocukların korkmadan gülebildiği o okulları el birliğiyle yeniden kuralım. Çünkü bu sorumluluk hepimizin omuzlarındaki en ağır yüktür.
*
Çocuklarımızın kurşun geçirmez sırt çantaları yok ama ruhsal olarak her gün o siperlerin içine giriyorlar. Okul; bilgiyle donanılan bir laboratuvar olmaktan çıkıp öfke kontrolü olmayan bireylerin, sosyal medya zorbalığının ve güvenlik zafiyetlerinin çarpıştığı bir sosyal arenaya dönüşüyor. Şaşırmamak, bir toplumun başına gelebilecek en büyük felakettir çünkü şaşırmadığımız an, durumu düzeltme irademizi de kaybetmişiz demektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri