İnsanlığın En Büyük Tehlikesi: Savaşlar, Afetler, Açlık Değil; Uyuşturucu Bağımlılığıdır! Tarihin hafızası, insanlığın nice büyük felaketlerine şahitlik etti. Savaşlar gördük… Şehirlerin taş üstünde taş bırakmadığı yıkımlara şahit olduk. Salgın hastalıklar milyonlarca insanın hayatını aldı. Depremler, Seller, Kıtlıklar ve nice Doğal Afetler toplumların kaderini değiştirdi. Lakin bütün bunların ortak bir özelliği vardı. Felaket geldi, yıktı ve sona erdi. Yalnız uyuşturucu bağımlılığı ise öyle değil!
O; sessiz gelir, sinsice yerleşir, insanı içeriden çökertir, ahlaki değerleri tarumar eder, aileyi parçalar, toplumsal dokuyu bozar ve bir neslin geleceğini karartır. İşte asıl tehlike tam da buradadır. Zira ‘madde’ insan iradesine, aile kurumuna, toplumsal ahlaka, gençliğe, ülkenin bekasına ve nihayet insanın kendisine açılmış çok cepheli bir savaştır. Ve bu savaşın en ürkütücü tarafı ise ağır bir yıkım… Nitekim: Bir Madde Bir Hayatı; Bir Hayat Bir Aileyi ve Bir Aile Bir Toplumu Yıkar! Ayrıca ‘uyuşturucu’ yalnızca kullanan kişinin meselesi değildir. Bir insanın bağımlılığı, çoğu zaman toplumsal çöküşü de beraberinde getirir…
Bir toplumun geleceğini korumak istiyorsak, önce o toplumun Genç Neslini korumak zorundayız. Keza gençliğini kaybeden bir toplum, geleceğini kaybetmeye başlamış demektir. Maalesef toplum; ‘uyuşturucu felaketinin’ işgali altındadır. Bir ülkenin sınırlarını korumak elbette önemlidir. Lakin unutulmamalıdır ki; Bir ülkenin sınırlarından içeri giren tehlike kadar, o ülkenin gençlerinin zihnine ve ruhuna giren tehlike de önemlidir. Ayrıca sınırları koruyabilirsiniz. Şehirleri koruyabilirsiniz. Binaları koruyabilirsiniz. Şayet genç neslin koruyamıyorsanız, gerisi beyhudedir.
Uyuşturucuyla mücadeleyi yalnızca güvenlik güçlerinin omuzlarına bırakmak büyük bir yanılgıdır. Elbette uyuşturucu tacirleriyle mücadele edilmelidir. Ancak mesele yalnızca operasyon yapmakla bitmiyor. Bağımlılığı doğuran zeminleri ortadan kaldırmak gerek.
Bir gencin neden uyuşturucuya yöneldiğini sormadan, yalnızca uyuşturucuyu konuşmak eksik kalır. Aile neden çocuğuna ulaşamıyor? Genç neden kendisini yalnız hissediyor? Sosyal doku neden zayıflıyor? Çocuklarımız neden ekranların, sokakların ve yanlış çevrelerin insafına bırakılıyor? Manevi ve kültürel bağlarımız neden zayıflıyor? Toplum neden birbirine karşı giderek daha duyarsız hale geliyor? İşte asıl sorulması gereken hususlar bunlardır!
Uyuşturucu çoğu zaman boşlukta büyür. Ailenin ilgisiz bıraktığı boşlukta… Toplumun görmezden geldiği boşlukta… Eğitimin ulaşamadığı boşlukta… Ve en önemlisi; sevginin eksik kaldığı boşlukta… Sonuçta Bir Nesli Kaybetmenin Bedeli Ağırdır! Bir toplum için en büyük kayıp, yalnızca insanlarını kaybetmek değildir. İnsanlarının geleceğini kaybetmesidir. Uyuşturucu bağımlılığı işte tam da bu noktada yüzyılın en ciddi toplumsal tehditlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Uyuşturucuyla mücadele, yalnızca devletin değil; ailenin, okulun, öğretmenin, din görevlisinin, sivil toplumun, yerel yönetimlerin, medyanın ve bütün toplumun ortak sorumluluğudur. Haliyle bu meselede kaybedilen her genç, aslında hepimizden eksilen bir değerdir. Ve artık şunu anlamamız gerekiyor: Uyuşturucuyla mücadele, Aileyi ayakta tutma mücadelesidir. Ahlakı koruma mücadelesidir. Çocuklarımızın istikbalini savunma mücadelesidir. İradeyi, vicdanı, inancı ve insan onurunu koruma mücadelesidir. Karşımızdaki tehlikenin büyüklüğünü artık görmek zorundayız. Ve sözün özü: Savaşlar biter. Afetlerin yaraları sarılır. Salgınların etkisi zamanla azalır. Ama bir neslin iradesi uyuşturucuya teslim edilirse, kaybedilen geleceği geri getirmek kolay değildir. Bir genci kurtarmak, yalnızca bir insanı değil; bir aileyi, bir toplumu ve belki de bir neslin geleceğini kurtarmaktır.
YÜZYILIN EN BÜYÜK FELAKETİ; UYUŞTURUCU MADDE BAĞIMLILIĞI
İnsanlığın En Büyük Tehlikesi: Savaşlar, Afetler, Açlık Değil; Uyuşturucu Bağımlılığıdır! Tarihin hafızası, insanlığın nice büyük felaketlerine şahitlik etti.
Yorum Yap
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.