Sosyal Medyada Engellilerin Temsili ve Etik Sınırlar

Toplumların vicdanı, en kırılgan bireylere nasıl baktıklarıyla ölçülür. Çocuklar, kadınlar ve özel gereksinimli bireyler… Medya ise bu bakışın aynasıdır.

Toplumların vicdanı, en kırılgan bireylere nasıl baktıklarıyla ölçülür. Çocuklar, kadınlar ve özel gereksinimli bireyler… Medya ise bu bakışın aynasıdır.
*
Yıllardır özel gereksinimli bireyler sinemada, televizyonda, gazetelerde ve dijital platformlarda ya acınacak karakterler ya da insanüstü mücadele hikâyelerinin ilham veren kahramanları olarak sunulmuştur.
*
Bu iki kutuplu temsil biçimi, görünürde farklı olsa da son yıllarda çok daha riskli boyutlara ulaşmıştır. Özel bireyler bazı sosyal medya platformlarında insan olmaktan çıkarılıp birer sembole dönüştürülmektedir. Bunun en vahim örneklerine sosyal medya akışlarında sıkça rastlanmaktadır.
*
Oysa insan yalnızca engelinden ibaret değildir. Özel bir bireyi kamera karşısına koymak, beraberinde birçok etik soruyu da gündeme getiren bir dönüşümün parçasıdır. Artık bu bireyler yalnızca dramatik hikâyelerin yan karakteri olarak değil; kendi iradeleri, çelişkileri, mizah anlayışları, öfkeleri, başarıları ve en önemlisi sıradanlıklarıyla anlatının merkezinde yer almaktadır. Sosyal medyadan televizyon programlarına kadar birçok alanda daha gerçekçi ve çok boyutlu temsiller görülmeye başlanmıştır.
*
Ancak bu değişim, estetik bir yenilik olmanın ötesinde ciddi bir etik sorunu da beraberinde getirmektedir. Çünkü temsil meselesi, görünür olmanın ötesinde nasıl görünür kılındığımızla ilgilidir.Geçmişte medya dili, engelliliği çoğunlukla trajedi üzerinden tanımlamıştır. Engelliliğine rağmen başarılı oldu, hayata tutundu, acı dolu yaşam gibi ifadeler iyi niyet taşısa bile bireyi özne olmaktan çıkarıp dramatik bir nesneye dönüştürmüştür. Böylece toplumsal sorunlar görünmez hâle gelirken tüm yükün bireyin omuzlarına bırakıldığı gerçeği ne yazık ki ıskalanmıştır.
*
Birçok özel bireyin yaşadığı temel problem, bedensel ya da bilişsel farklılıklarından ziyade toplumun önlerine ördüğü görünmez duvarlardır. Medya son zamanlarda bu duvarların üzerine kimi zaman güldüren kimi zaman da rahatsız edici yeni tuğlalar eklemiştir. Küçümseyici bir medya diliyle modern temsil anlayışından uzaklaşılmış, bireyin potansiyeli yerine toplumla kurulan komik bariyerlere odaklanılmıştır. Onlar bizi güldürdükçe biz onları sahiplendiğimizi sandık. Böylece çok daha hassas bir alan ortaya çıkmıştır.
*
Özellikle bilişsel farklılığı olan bireylerin medya içeriklerinde eğlence adı altında metalaştırılması, etik sınırların ne kadar kolay aşılabildiğinin en somut göstergesidir. Özel bir bireyin korku anı, panik hâli, sosyal uyum güçlüğü ya da bilişsel farklılığı milyonlarca izlenme uğruna mizah malzemesine dönüştürülmektedir. Bu noktada görünürlük ile sömürü arasındaki ince çizgi belirginleşmektedir.
*
Bu durum her görünürlüğün gerçek bir temsil olmadığını göstermektedir. Bir bireyin kameraya gülümsemesi ya da görüntülerde yer alması, onun gerçek anlamda rıza verdiği anlamına gelmez. Özellikle bilişsel sınırlılığı olan bireylerde rıza yalnızca bir imza ya da sözlü onay değildir. Kişinin maruz kalacağı sosyal sonuçları öngörebilmesi, baskı altında kalmadan karar verebilmesi ve özerkliğini koruyabilmesi gerekir.
*
Oysa medya dünyasında bu durum çoğu zaman mikrofon uzatıp kayıt düğmesine basmak kadar basit görülmektedir. Kamera kapandıktan sonra neler yaşadığını bilmediğimiz özel gereksinimli bireyler; güçlüden güçsüze yönelen, samimi, komik ya da viral etiketleriyle meşrulaştırılan bir anlayış içinde, vicdanını yitirmiş kalabalıkların zorbalık sahnesinde bir dekor hâline getirilmektedir.
*
Toplumun kırılgan bireyleri, başkalarının eğlence ihtiyacını karşılayan nesnelere dönüştürüldüğünde medya, önyargıları bilinçli olarak yeniden üretmiş olur. Bu durum onları anlamak değil, kameralara kurban etmektir. İnsan onurunu koruyabilmek; özel bireyi yalnızca komik yönleriyle değil tüm insanlığı ve haklarıyla gösterebilmektir.Özel gereksinimli bir bireyin çalışması, âşık olması, üretmesi ya da toplum içinde var olması ilham verici bir mucize değil, temel bir yaşam hakkıdır.
*
Bence medya artık bu insanları ele alırken şu soruyu sormalıdır: Bu içerik bireyi güçlendiriyor mu yoksa onu görünür kılarken araçsallaştırıyor mu?
Toplumsal etik tam da bu sorunun cevabında başlar. Çünkü temsil yalnızca ekranda görünmek değildir; saygıyla var olabilmektir. Onları gerçekten sahiplenmek, farklılıklarını medyatik bir malzeme hâline getirmeden her birini insan onurunun doğal bir parçası olarak kabul edebildiğimiz gün mümkün olacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri