Şırnak, sıradan bir şehir değildir. İnsanlık tarihinin hafızasında saklı kalmış büyük bir medeniyet hazinesidir. Tarih, inanç, kültür, canlı varlık popülasyonu ve medeniyetin birbirine düğümlendiği müstesna bir coğrafyadır. Geniş bir havza, insanlık tarihinin adeta açık hava arşividir.
Nitekim Mukaddes Kur’an-ı Kerim’de Tufan hadisesi anlatılırken ‘Gemi Cûdî’ye oturdu’ diye kelâm etmektedir (Hûd suresi 44. ayet). Yine Nuh Nebinin ’Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur’ duası yer almaktadır (Mü’minûn suresi 29. ayet). Bu Ayetler; Cudi Dağının Tarihî, Dinî ve Kültürel hafızadaki yerinin neden bu kadar güçlü olduğunu anlamak bakımından önemlidir.
Ancak Şırnak’ın değeri yalnızca dinî anlatılarla sınırlı değildir.
Cudi’de kayalara nakşedilmiş devasa figürler, yazıtlar, mabetler, manastırlar, kiliseler, kaleler, eski yerleşim alanları, Asur dönemine ait rölyefler ve aynı zamanda farklı hükümdarlıklara ait arkeolojik emareler, tarihin ihtişamına en güzel delildir. Asur dönemi izlerinden Tanin Dağları’ndaki kaya tasvirlerine, bölgenin kadim dokusundan çevresindeki tarihî kalıntılara kadar uzanan bu miras; Şırnak’ın yalnızca yerel tarih açısından değil, Mezopotamya ve dolayısıyla dünya medeniyet tarihi bakımından da araştırılması gereken bir saha olduğunu göstermektedir.
Zira Mezopotamya, insanlığın yerleşik hayata geçişinden tarıma, yazıdan ticarete, bilimden kentleşmeye kadar pek çok büyük dönüşümün yaşandığı köklü bir medeniyet merkezidir. Şırnak ise bu merkezin kalbinde duran; lakin henüz bütün yönleriyle keşfedilmemiş, araştırılmamış ve bilim dünyasına yeterince kazandırılmamış büyük bir tarih KİTABIDIR.
İşte asıl mesele de burada başlamaktadır.
Böylesine köklü bir tarihî ve kültürel mirasla donatılmış bir şehrin, sahip olduğu değerler ölçüsünde bilimsel araştırmalara konu edilmemesi; arkeolojik envanterinin yeterince çıkarılmaması, tarihî eserlerinin belgelenmemesi ve bu mirasın ulusal ve uluslararası ölçekte tanıtılmaması, artık görmezden gelinemeyecek kadar önemli bir meseledir.
Bir şehrin yer altındaki petrolünü çıkarmak kadar, yer üstündeki tarihini de ortaya çıkarmak elzemdir. Şırnak’ın bugün ihtiyacı olan şey, tarihine romantik bir hayranlıkla bakmak değil; bilimsel yöntemlerle araştırmak, belgelemek ve insanlığın ortak kültür mirasına kazandırmaktır. Bu nedenle Şırnak’ın tarihî mirası üzerinden yapılan her araştırma, yalnızca Şırnak’a değil, insanlık tarihine yapılmış bir katkıdır.
Bizim söylediğimiz tam olarak budur:
Şırnak’ın tarihi birilerinin şahsi menfaat alanı değildir. Şırnak’ın kültürü birkaç kişinin tekelinde değildir. Şırnak’ın kadim mirası suskunluğa mahkûm edilecek kadar değersiz değildir. Ve Şırnak birkaç kişiye veya zümreye bırakılmayacak kadar kutsal bir mirastır.
Bizim meselemiz makam değil, emanettir. Menfaat değil, hakikattir. Şahıslar değil, Şırnak’tır. Bu şehir, tarih boyunca nice medeniyetin ayak izlerini taşımışsa, bugün de kendi tarihini gelecek nesillere taşıyacak vicdanlı ve sorumlu insanlara ihtiyaç duymaktadır.
Siz menfaatinizle ilgilenin; biz Şırnak’ı savunmaya devam edelim. Siz günü kurtarmanın hesabını yapın; biz binlerce yıllık geçmişin hesabını geleceğe vermenin derdinde olalım. Zira bazıları şehirlerden kendilerine pay çıkarmaya çalışırken, bazıları da şehirlerine bir gelecek bırakmak için mücadele eder.
Bizim tarafımız bellidir.
Şırnak’ın tarihi, Şırnak’ın kültürü, Şırnak’ın medeniyet mirası ve Şırnak’ın geleceği. Ve biz, bu kadim şehrin hakkını teslim edinceye kadar söylemeye, araştırmaya, yazmaya ve savunmaya devam edeceğiz. Şırnak sahipsiz değildir. Onun tarihi ve kadim mirası için söz söyleyecek insanlar her zaman var olacaklardır.