Dediğimiz gibi, dengbêjler sadece stran söylemediler; unutulan, unutturulmak istenen tarihimizi yüzümüze bir tokat gibi vuruyorlar. Sözlü Kürt tarihi ve edebiyat geleneği bizlere bunu miras bıraktı.
Dengbêjlerin sesinde bir tarih saklıdır. Denizin dibinde kum aramak gibi… Dinler, duygulanır, ağlar, hüzünlenirsin ama cümlelerde saklı hazineyi göremezsin. Dün dengbêjlerin şahı Şakiro’yu dinlerken bir şeyler fark ettim. Balkan Savaşları’na katılan Hamidiye Alayları’na bağlı olan aşiretlerin Selanik Muhaberesi’ne dâhil olduklarını fark ettim. “Selanik nerede, biz nerede?” dedim kendi kendime.
Yıl 1912… Balkan Savaşları ile tarihî bir dönemimize giren imparatorluk, Hamidiye Alayları’nı (Kürt aşiretlerinden oluşur) Balkanlar’a çekerek geri hizmette ve cephede kullanır. Bu savaşta Osmanlı Devleti, başta Yunanistan olmak üzere Balkan devletleri ile savaşmış, ancak bu savaş başarısızlıkla sonuçlanmış olup Selanik, 8 Kasım 1912’de Yunan ordusuna teslim edilmiştir. Bu savaşta Hamidiye Alayları’na bağlı Milan (İbrahim Paşa ê Milli), Cibranlı, Hesenan, Zilan, Celalî gibi bazı Kürt aşiretleri katılır.
Balkan Harbi’ne giden Kürt süvarilerinin yaşadığı acılar, gurbet ve kayıpların simgeleştiği bu klamın Kürt dengbêjleri açısından derin bir anlamı vardır. Savaş başarısızlıkla sonuçlanır ve alay mensuplarını derinden etkiler. O dönemlerde Selanik’in kaybedilmesini konu edinen dönemin Kürt dengbêji Mistafayê Xelê Heyran’a aît “Şerê Selanîkê” (Selanik Muhaberesi) adlı destan, Selanik’in kaybedilmesini 4. Ordu emrinde savaşa giren alayların “mektepli” diye tabir edilen binbaşı ve yüzbaşılar eliyle kontrol edilmesine bağlıyor. O dönem savaşın kaybedilme sebeplerinden biri de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin seküler yönetim anlayışına bağlanıyor.
Bu muhabereyi Mistefa Xêle Heyran’dan alıntılayan Şakiro’nun sesiyle tarihe not düştüğü Kürtçe klam-stran şu şekildedir:
Şer giran e, şerê dordincî Ordiyê şerê Kurdan e,
Kurd ecemî ye nezan e
nizan e zimanê çar mektebliyan e, mektebliya dînê xwe firotin bi peran e
Eskerê te eskerê Jon Tirkan e,
eskerê min eskerê emeliyan e emeli li dinyayê bê xweyî bê xwedan e Muhefeziya wan ji Anadoliyê bêguman e,
imdada wan jor Xweda ye, jêr pêşiya wan sêsid jinên Lazan e
Türkçesi şöyle:
Harp çetindir, dördüncü ordunun harbi Kürtlerin harbidir. Kürt acemidir, bilgisizdir. Birkaç mekteplinin dilini bilmez. Mektepliler kendilerini paraya satmışlar. Senin askerlerin Jön Türk askerleridir, benim askerlerim ameliye (geri hizmet) birliğidir. Ameliyeler bu dünyada sahipsiz, kimsesizdirler. Anadolu’dan gayrı korumasız ve çaresizdirler. Yukarıda imdatlarına Allah, yerde de 300 Laz kadını koşuyor.
Burada son dönem Kürtlerin Osmanlı’ya olan bağlılıkları da anlatılmaktadır. Harbin çetin olduğu, Kürtlerin askerî anlamda hem tecrübesiz, sahipsiz hem de bilgisiz olduğu, bu münasebetle geri hizmette çalıştırıldıkları; mekteplilerin din adına savaşmadıkları ve hatta dünya menfaati uğruna kendilerini paraya sattıkları söylenmektedir.
Evet, bazen bir stran sadece stran değildir; tarihin bize bıraktığı bir mirasın, bir hikâyenin sese dönüşmüş hâlidir. Dengbêj Mistefa Xêle Heyran, dönemin koşullarını bizlere bu şekilde klamları ile taşıyor. Selanik’te yalnızca bir çarpışmayı değil, Balkan Harbi’ni ve o cephede hayatlarını kaybeden Kürt savaşçıların hatırasını ifade ediyor.
Mistefayê Xelê Heyran, efsanevi Kürt Evdalê Zeynikê’nin çıraklarından olup Erzurum Pasinlidir. Zili Aşiret Alayı’na katılmış, bizzat Birinci Dünya Savaşı’nda yer almıştır.
Kaynak: Osmanlı Arşivi Tarihi Belgeler ve Bilgiler
Kürdün Üç Hali – Sedat Ulugana