Tarihte eşine az rastlanır bir belirsizlik sürecinden geçiyoruz. Geleneksel dinamiklerin ötesine geçen bu yeni dönemde, stratejik ve akılcı makro kararlar almak artık bir tercihten ziyade hayati bir zorunluluk haline gelmiştir. ABD tarafından stratejik bir kuşatma altına alınmaya çalışılan İran, bugün bölgeyi ciddi bir sıcak çatışma gündemiyle karşı karşıya bırakıyor. Diplomatik görüşmeler sürse de askeri bir müdahale olasılığının yarattığı riskler, tüm dünya sistemini sarsacak bir eşiğe işaret ediyor.
Savaşın Özü: İktisadi Kaynakların Paylaşımı
Olası bir gerginliğin görünürdeki gerekçesi nükleer program olarak sunulsa da meselenin temelinde küresel ekonomik parametrelerin yeniden dizayn edilmesi çabası yattığı düşünülmektedir. Çin, yıllardır İran’dan tedarik ettiği enerji kaynakları sayesinde üretim maliyetlerini optimize ederek küresel pazarda büyük bir avantaj sağlamıştır. ABD-Çin ticaret rekabetinin bir yansıması olarak görülebilecek bu tablo, Batı sermayesi için ciddi bir "rekabet zafiyeti" oluşturmaktadır.
Bu bağlamda İran’ın bölgesel etkisinin sınırlandırılması, bir anlamda küresel ticaretteki dengelerin yeniden kurulması girişimi olarak okunabilir. Nitekim 2025 yılında gerçekleştiği ifade edilen stratejik operasyonlarla nükleer kapasitenin zayıflatıldığı yönündeki iddialar doğru kabul edilirse; asıl meselenin "güvenlik" değil, iktisadi kaynakların kontrolü ve tasfiyesi olduğu tezi güçlenmektedir.
Bölge halklarını, askeri operasyonların ötesinde derin bir insani ve ekonomik maliyet beklemektedir. Olası bir istikrarsızlık senaryosunda:
* Demografik Hareketlilik: Kitlesel mülteci hareketliliği, sınır komşusu ülkelerde barınma, hizmet sektörü ve gıda fiyatları üzerinde doğrudan bir baskı oluşturma potansiyeli taşımaktadır.
* Enerji ve Enflasyon: Küresel enerji arzının en kritik noktalarından biri olan bu coğrafyada yaşanacak bir üretim kesintisi, petrol fiyatlarını tetikleyerek küresel bir "stagflasyon" (durgunluk içinde yüksek enflasyon) riskini gündeme getirebilir.
* İstihdam ve Resesyon: Artan enerji maliyetleri ve ekonomik belirsizlikler, dünya genelinde büyüme rakamlarını aşağı çekerken işsizlik verilerinde dalgalanmalara yol açabilir.
Sonuç: Barışçıl Bir Entegrasyon İhtiyacı
İran’ın dünya sistemi ile çatışarak değil, evrensel değerler ve demokratik reformlarla bütünleşmesi; milyonlarca insanın yaşam hakkını koruyacak tek makul yoldur. İnsan hakları ihlallerinden arınmış, hukukun üstünlüğüne dayalı ve barışçıl bir İran; sadece bölge için değil, küresel istikrar için de elzemdir. Gönlümüzün ve kalemimizin tarafı; insan haklarına saygılı, savaşın gölgesinden kurtulmuş huzurlu bir Orta Doğu’dur.