Yarın 11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerif başlıyor. Hoş geldin Ya Şehri Ramazan.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da son 1 haftadır şehirde bir telaş olduğunu görüyoruz. Market arabaları dolup taşıyor. Sanki bir ay değil de uzun bir kıtlık dönemi başlayacakmış gibi alışveriş yapanlar, ihtiyacı kadar alanlar ve bir de hiç alamayanlar… Aynı şehrin ve akşamın içinde farklı hikâyeler gördüm. Ramazan gelmeden önce midelerimizi düşünüyoruz. Ramazan başlayınca kalplerimizi hatırlıyoruz.
Bu akşam birçok evde benzer bir hazırlık yapılacak. Duşlar alınacak, temiz kıyafetler giyilecek, sahur için saatler kurulacak. İnsan yeni bir aya değil de yeni bir başlangıca hazırlanıyormuş gibi hissediyor. Sanki içimizden bir ses, “Arın, toparlan, kendine gel” diyor. Ramazan-ı Şerif gerçekten çok güzel bir ay. İnsanlar daha az kırmaya çalışıyor. Daha çok sadaka veriyor. Daha çok dua ediyor. Öfke biraz daha dizginleniyor. Fakat şu soruyu da düşünmeden edemiyorum. Bu hâl ne kadar kalıcı?
Ramazan boyunca sabreden insan, bayramdan sonra da aynı sabrı gösterecek mi? Kalp kırmamak için çabalayan dil, bir ay sonra yine eski sertliğine mi dönecek? Paylaşmanın huzurunu yaşayan el, Ramazan bitince yeniden sıkı sıkıya kapanacak mı?
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:
“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvâya eresiniz.” (Bakara Suresi, 183)
Buradaki “umulur ki” ifadesi çok anlamlıdır. Oruç bir açlık sınavı değil, bir bilinç çağrısıdır. Takvâ… Yani insanın hem Rabbi hem de insanlar ile ilişkisini gözden geçirmesi, maddi manevi sorumluluklarının olduğunu bilerek yaşamasıdır. Mesele sadece aç kalmak değil; dilin, ellerin, gözlerin de oruç tutmasıdır ve muhakkak kalbi de diri tutmaktır.
Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur:
“Kim yalan söylemeyi ve onunla amel etmeyi bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.”
Bu ölçü çok nettir. Oruç midede başlar ama ahlâkta tamamlanır. Eğer dilimiz incitmeye devam ediyorsa, öfkemiz kontrolsüzce taşmaya devam ediyorsa, o zaman Ramazan sadece takvimde kalmış demektir. Evet, oruç tutup kalp kıranlar olacak. Namaz kılıp öfke kusanlar olacak. Açlığını sabra değil hırçınlığa dönüştürenler de… Ama bütün bunların yanında gerçekten yumuşayan kalpler de var. Gerçekten affedenler, gerçekten pişman olup tövbe edenler, gerçekten değişmek isteyenler… Belki de Ramazan ayı bizi değiştirmiyor, bize kim olduğumuzu hatırlatıyor. İçimizde zaten var olan merhameti gün yüzüne çıkarıyor. Sabredebildiğimizi gösteriyor. Bir ay boyunca yapabildiğimiz bir şeyi, aslında hayat boyu da yapabileceğimizi gösteriyor. Çünkü; İyilik bir aya sığacak kadar küçük olmamalı. Sabır takvimle sınırlı kalmamalı. Merhamet imsaktan iftara kadar sürmemeli. Aç komşumuzun hâli tokken de anlaşılmalı.
Dilerim bu Ramazan sadece sofralarımızı değil, kalplerimizi de genişletir. Sadece midemizi değil, nefsimizi de terbiye eder. Ve en önemlisi; bu ay içimizde uyanan iyilik, bayram sabahıyla birlikte uykuya dalmaz.
Ramazan-ı Şerifiniz hayırlı olsun
Ve kendimize küçük ama dürüst bir söz verelim :
Bu ay içinde bulunduğumuz “iyilik ve güzellik “ hâlimizi, Ramazan’dan sonra da yaşatmaya niyet edelim.
Sevgiyle...