Toplumların yönetilme biçimi bir tesadüf değildir. Bir toplumun kendini muhasebe etme veya hesap sorma cesaretinin neticesidir. Liyakati alkışlamayan, ehliyeti benimsemeyen, adaletsizliği ise “bize dokunmuyor” diye sineye çeken toplumlar, sonunda topyekün kaybederler. Zira hesap sormayan toplumlar, hesap veren yöneticiler doğurmaz. Tabiatıyla karakteri değil kişiyi, hakkı değil yakınlığı, aklı değil sadakati seçen bir zihin dünyası; belki günü kurtarır, lâkin geleceği de tarumar eder. Unutmayalım; Kalite talep etmeyen kaliteyi bulamaz. Adalet istemeyen adaletle yaşamaz. Nitekim Şırnak’ta sorun, neden bu halde olduğumuz değildir. Asıl sorun, kentin sahip olduğu devasa imkân ve olanaklara rağmen, bu imkânların neden hala topluma tam olarak yansıtılmadığıdır. Asıl sorun, muazzam petrol potansiyeline rağmen, şehrin topyekün kaderini değiştirecek RAFENERİNİN neden hala kurulmadığı, SINIR TİCARET MERKEZİNİN neden hala hayata geçirilmediğiyle alakalıdır. Tuhaf olan ise bu şehirde yanlışlar sorgulanmaz, itiraz edende yoktur. Hesap soran az, ‘aman bana ne’ diyen ise çoktur. Ve suskunluk yıllardır bu şehrin en yaygın alışkanlığı haline gelmiştir maalesef. Bu şehirde liyakat çoğu zaman istisnadır! Ehliyet tesadüftür! Hakkaniyet ise kişiye göre değişen bir beklentidir. Memleketin refahı ve mutluluğu için zikredilen olumsuzluklardan mutlak suretle kurtulmak gerekir. Ayrıca bir makama kimin oturacağı, ne bildiğiyle değil? Kimi tanıdığıyla ölçülür. Herkes bunları bilir! Lâkin bilmek yetmez? Konuşmakta gerekir. Keza konuşulmayan her yanlış, bir süre sonra toplumu negatif etkileyen büyük komplikasyona dönüşür. Ayrıca bu şehirde ‘vasat olan’ korunur. Çünkü vasat, itiraz etmez. Çünkü vasat, düzeni bozmaz. Çünkü vasat, hesap sormaz. İşte bu yüzden nitelikli insanlar ya ‘kenara itilir’ ya da kendi içine çekilir. Sonra da “Neden Şırnak gelişmiyor?” diye sitemler edilir. Oysa gelişmeyen şehir değil, iradedir. Değerlere kıymet vermemektir. Bilge olana sahip çıkmamaktır. Trajik olan ise; Yanlışa itiraz edenler “uyumsuz”, hak arayanlar “sorunlu”, konuşanlarda başka saiklerle yaftalanır. Buna kabil susanlar ise makbul kabul edilir. Oysa susmak, bu şehrin aleyhinedir. Susmak, yanlışın tarafı olmaktır. Susmak, sorunların ağırlaşmasına davetiye çıkarmaktır. Susmak memleketin istikbaline halel getirmektir. Keza susan bir toplum, kaybetmeye mahkûmdur. Bu şehir daha iyisini hak ediyor. Ama hak etmek, susarak telafi edilmez. Sessizliği rıza sananlar çoktur bu şehirde. İtaati erdem, suskunluğu da vakar zannedenler. Unutmayın; Görmezden gelinen her sorun, bir gün kapınızı çalar. Bir toplum, özellikle susmayı seçtiğinde; Hak, konuşmayı bıraktığında; İlmin yerini biat aldığında, işte o zaman huzur kalmaz, düzen bozulur. Neticede talep etmeyenler, kendilerine layık görülenle yetinmek zorunda kalırlar. Doğal olarak yönetmek bir sanattır, ama yönetilmek bir tercihtir. Ve yönetim bir sebep değil, bir sonucun tezahürüdür. Bir toplum, yöneticilerini seçerken değerlerini de seçer. Liyakat yerine sadakati, ehliyet yerine yakınlığı, adalet yerine çıkarı önceleyen her tercih, geleceğe bırakılmış bir tahribattır. Bugün karşınızda duran tablo, size yabancı değil. O tablo, dün sustuğunuz her anın bir özetidir. Ve yarın, bugün neye razıysanız onun devamı olacaktır. Nitekim tarih şunu defalarca not düşmüştür; Nasıl yönetilmek isterseniz, öyle yönetilirsiniz. Nihayetinde tarih susanları değil, ses edenleri, mücadele edenleri yazar.
NEYE LAYIKSANIZ, ÖYLEDE YÖNETİLİRSİNİZ!
Toplumların yönetilme biçimi bir tesadüf değildir. Bir toplumun kendini muhasebe etme veya hesap sorma cesaretinin neticesidir.
Yorum Yap
Yorumlar (11)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.