MENFAATİN GÖLGESİNDE ÇÜRÜYEN ŞEHİRLER

Şırnak semalarında yankılanan her ağıt, yalnızca yoksulluğun, mahrumiyetin yahut yılların ihmalinin yankısı değildir.

Şırnak semalarında yankılanan her ağıt, yalnızca yoksulluğun, mahrumiyetin yahut yılların ihmalinin yankısı değildir. Aynı zamanda ehil olmayan ellere teslim edilmiş iradelerin, şahsi menfaat uğruna tüketilmiş değerlerin ve sessizce çürütülen bir toplumun da feryadıdır. Keza bir memleketi yalnızca savaşlar, afetler veya yokluk yıkmaz; bazen bir şehri, makamı hak etmeyen, sözü ağırlık taşımayan ve liyakat ehli olmayan insanlar çökertir.
Ne yazık ki bölgemizin en büyük talihsizliği de tam olarak budur. Hizmet için verilmiş makamların nüfuz aracı hâline getirilmesi, liyakat yerine sadakatin esas alınması, hak edenlerin değil bağıranların öne çıkarılması… İşte çürümenin başladığı yer tam da burasıdır. Oysa Şırnak; asırlardır kültürünü, geleneklerini, sosyolojik dokusunu ve kadim değerlerini muhafaza ederek bugünlere ulaşmış, vakar sahibi bir medeniyet coğrafyasıdır. Bu toprakların mayasında irfan vardır, asalet vardır, hikmet vardır.
Lâkin bugün etrafımıza baktığımızda; halkın derdiyle dertlenmek yerine üç kuruşluk menfaatin hesabını yapan, hakikatin yanında durmak yerine gücün gölgesine sığınan, her devrin adamı olmayı maharet sayan bir zümrenin yıllardır bu coğrafyanın omuzlarına çöktüğünü müşahede etmekteyiz.
Özellikle toplumun vicdanı olması gereken kimi stk’ların, şahsi hesapların ve bireysel ihtirasların arka bahçesine dönüşmesi; halkta güven duygusunu ciddi şekilde sarsmıştır. Kanaat sahibi olmadığı hâlde kanaat önderi gibi dolaşan, dün başka safta dururken bugün bambaşka maskelerle arz-ı endam eden bazı kimselerin toplum nezdinde karşılık bulması ise bu halka yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Daha da acısı; siyasi çevrelerin kıymeti kendilerinden menkul bu şahıslara müsamaha göstermesi, şehrin dokusunu bozan en büyük sebeplerden biri hâline gelmiştir.
Zira bu bölge, hiçbir şeyden çekmedi; menfaati dava edinmiş insanlardan çektiği kadar…
Mesele yalnızca ekonomik geri kalmışlık da değildir. Zira bir toplumu ayakta tutan yalnızca yollar, binalar yahut yatırımlar değildir. Eğer bir toplum kendi değerlerine yabancılaşmışsa, kültürüne sahip çıkmıyorsa, tarihini unutmuşsa; yapılan beton yığınlarının tek başına hiçbir anlamı kalmaz. Medeniyet; yalnızca taşla, betonla ve asfaltla kurulmaz. Medeniyet; ahlâkla, ilimle, sanatla, vicdanla ve adaletle inşa edilir.
Bugün yaşanan sosyal yozlaşmanın, gençlerde büyüyen kimlik bunalımının, eğitimin zayıflamasının ve kültürel çözülmenin temelinde de işte bu realiteler yatmaktadır. Nitekim dürüst insanların susturulduğu, hikmet ehlinin değil bağıranın kazandığı, ilmin değil kurnazlığın alkışlandığı toplumlarda hüsran kaçınılmaz olur. Hülasa şarlatanların öne çıkarıldığı, karakter sahibi insanların yalnız bırakıldığı her yerde umut da zamanla tükenir. Zira liyakat öldüğünde umut ölür; adalet sustuğunda ise halk yetim kalır.
Oysa bu coğrafya sahipsiz değildir. Bu topraklar; âlimlerin secdesini, evliyaların nefesini, aşiretlerin vakarını, anaların duasını taşımaktadır. Böylesine derin bir medeniyet birikimine sahip bir memleketin günübirlik çıkar hesaplarına ve menfaat odaklarının insafına terk edilmesi kabul edilemez.
Şırnak’ın yeniden ayağa kalkması; dürüst insanların susmamasına, gençlerin bilinçlenmesine, halkın kendi değerlerine sahip çıkmasına ve liyakat ehli insanların desteklenmesine bağlıdır. Dolayısıyla bir toplumun kaderini değiştiren yalnızca yöneticiler değildir; hakikati haykırabilen vicdan sahibi insanlar da toplumların kaderini değiştirir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir memleketi ayakta tutan beton binalar değil, sağlam karakterlerdir.
Karakter çökerse; şehir ayakta kalsa bile medeniyet yıkılmıştır.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazar Yazıları Haberleri