Mezopotamya’nın her bir karış toprağında binlerce yıldan beridir kadim bir kültür, zengin bir tarih saklıdır. Ovasında, yaylasında, dağlarında ve yılın 12 ayında suyu şarıl şarıl akan derelerinde!
Maalesef bu kadim coğrafyanın, kültürü, tarihi her nedense bugüne kadar pek yazılmadı. Bu miras hep dilden dile nesiller boyu sözlü olarak aktarıldı. Bu yazımızda Mezopotamya’nın yaylalarında asırlardır hayvanlarını otlatan Koçerlerin yayla kültürünü anlatacağız. Mezopotamya’nın yayla ve ovalarında bir yılda 54 bin km yol kat ederek emek veren ve nihayetinde Koçerlerin yayla kültürünü “Koçername” adlı bir eseriyle ölümsüzleştiren Silopi doğumlu genç gazeteci-yazar Mahmut İbrahimoğlu’nun bu kitabının kültürel zenginliğinden bahs edeceğiz. Koçernamenin anlamı “Koçerlerin yaşamını anlatan kitap” demektir. Yazar kaybolmaya yüz tutmuş bir kültürün izini sürmüş. Tarım ve yerleşik hayattan önce var olan bir kültürü belgeliyor Koçername kitabı. Colemêrg’ın (Hakkari) Mêrga Buhtanê yaylasında, Berçelan yaylasında; Şırnak’ın Fereşin yaylasında ve Koçerlerin mesken tuttuğu diğer tüm yaylalarda göç kültürünü siyah kıl çadırlarının altında sürü sahipleriyle yaptığı sözlü konuşmaları Koçername kitabıyla ölümsüzleştirmiş Mahmut İbrahimoğlu. Kışlaklardan yaylalara kadar göç yolundaki her bir konaklama yerinin, her bir su pınarının, her bir çayırının, her bir patika yolun ayrı bir hikayesini yazmış. Ve bu eşsiz manzaraları, çadırları, sürüleri, çobanları, berivanların resimlerini çekmiş Koçername kitabına bu zenginliği eklemiş. Bu kıymetli eserinden dolayı şahsim olarak müteşekkirim.
Binlerce yıldır Koçerlerin göç yolları, kışlakları, yaylaları, Koçerlerin örf ve adetleri, kıl çadırlarının kuruluş hikayeleri, koyun ve kuzu kırpma mevsimleri, Berivanları, düğünleri ve yaslarını yazmış. Bu saydıklarımızdan sadece bir örnek verecek olursak: Yazar yaylada bir kıl çadırın altında yaşlı bir amcaya misafir olur. Ve yaslarıyla (şin) ilgili bir soru yöneltir. Yaslarınız (şin) nasıldı? Anlatırmısınız? Her bir yaşı bir tecrübe olan gün görmüş amca şöyle der: Yaylada veya kışlaklarımızda bizden biri vefat ettiğinde tüm oba mateme bürünür. Kadınlarımız kara giyer, erkekler aylarca sakallarını kesmez, hiçbir şekilde herhangi bir eğlence yapılmaz ve bu durum bazen bir yılı bulur. Ta ki bir gün aşiretimizin ağası gelir yas tutan ailenin konlarının (Çadır) altında oturur, tüm ailenin kadın erkekleri hazır bulunur ve aileye hitaben der ki: Bugünden itibaren yas sona ermiştir. Erkeklere dönerek artık sakalınızı kesin, kadınlara da kara giysilerinizi renkli giysilerle değiştirin der. Ağanın dediği tereddütsüz uygulanır. Artık düğünlerde yapılır, denbejlerde stranlarına devam eder ve böylece yas son bulur.
Mahmut İbrahimoğlu’nun Koçername kitabından birkaç alıntı ile yazımızı sonlandıralım.
Muş’un Kozma dağında, rüzgârın yüzünü eskitip zamanın saçlarını ağarttığı bir yaylada, 85 yaşında ki Halime nineye, Koçerlik nedir? Soruyu sormamla birlikte gözleri doldu. Yorgun bedeninin taşıdığı yıllar, bir anda yüzüne çöktü. Boğazına düğümlenen sözler, kelimelere inat, sessizce aktı. “Koçerler duygulu insanlardır,” diye başladı. Bu duygu sadece insana değil; bitkiye, hayvana, dağa, ovaya, yayladaki her canlıya karşıdır. Güneşten yanmış yüzlerimiz, nasırdan taşa dönüşmüş ellerimiz vardır ama bakışlarımız utangaçtır. Zarif bir bitki gibi kırılgan oluruz; kolay güler, kolay ağlarız. Derin bir iç çekti sonra. “Koçerlik, heybetli sürülerin çadırların etrafında toplanmasıdır. O an, rengarenk giyimli kadınların tüm asaletiyle, ağır ağır, sallana sallana sürüye yönelmesidir.”
Koçer yaşamında kadın yalnızca emek değildir; kadın, yaşamın kendisidir. Zaman onun yorgun avuçlarında ilerler. Süt ona teslim edilir; çünkü sağlık, bereket ve devamlılık kadınla mümkündür. Sağım biter, kazanlar yerlerine kurulur, süt mayalanır, saatler geçtikçe maya içinde dinlenen süt ağır ağır değişir; önce sabır olur, sonra umut, sonra peynir. İşte o an kadınlar yeniden ayağa kalkar. Çünkü Koçerlikte hiçbir iş “bitti” demez. Her emek başka bir emeğin çağrısıdır. Peynir önceden hazırlanmış bezlere konur. Ağızları bağlanır. Üzerine ağır bir taş yerleştirilir. Suyunu çekmesi beklenir. Aynı anda tereyağı için, kendi icat ettikleri basit ama bilge düzenek kurulur.
Koçerlikte hangi yaylaya ne zaman çıkılacağı, ilk karın ne zaman düşeceği, hayvanlara hangi otların iyi geldiği, hangi geçitlerin sürü için güvenli olduğu ya da hangi dereden su içilip hangisinden içilemeyeceği hiçbir kitapta yazmaz. Bu bilgiler; dedelerden babalara, babalardan oğullara, oğullardan torunlara aktarılan yaşanmış bir bilgidir. Bu bilgi öğrenilmez; yaşanarak edinilir.