Cizre’de ölüm, son zamanlarda tavana atılan bir düğüm ile Dicle’nin hırçın akıntısında kaybolan hayat demektir. Bu iki tercih, aslında aynı sosyal gerçeğin iki farklı tarafıdır. Cizre’de son yıllarda artış gösteren intihar olayları, ilçenin gündelik hayatına ağır bir gölge düşürmenin yanı sıra toplumun vicdanında derin ve onarılması zor yaralara neden oluyor.
*
İnsanları derinden sarsan bu vakalar, geride kalan ailelerin feryatlarıyla birlikte yalnızca bireysel trajediler olmaktan ziyade giderek büyüyen bir toplumsal soruna dönüşüyor. Acının ve gözyaşının neredeyse korkutucu bir hızla yayıldığı bu zamanda, yaşananların sıradanlaşma riski ise en az kayıplar kadar tehlikelidir.
*
Ne var ki verilen tepkiler çoğu zaman yüzeysel üzüntü, birkaç sohbet ve taziye ziyaretinden ibaret kalıyor. Oysa bu tutum, sorunun kökenine inmeyip onu geçici dehşet verici sessizliğe gömüyor. Her kayıp, geride sadece bir acı değil aynı zamanda cevapsız sorular, derin travmalar ve büyüyen bir toplumsal sessizlik bırakıyor. Bu durum ise zamanla normalleşerek ne yazık ki yeni kayıpların önünü açan tehlikeli bir alan oluşturuyor.
İntihar vakalarının nedenleri üzerine ciddi, kapsamlı ve çok yönlü çalışmalar yapılması artık bir tercih değil hayati bir zorunluluktur. Sosyal, psikolojik ve ekonomik etkenlerin iç içe geçtiği bu karmaşık tabloyu görmezden gelmek, sorunu ne hale getirecek farkında mıyız?
*
Gençlerin umutsuzluğa sürüklenmediği, bireylerin kendini yalnız ve çaresiz hissetmediği bir toplumsal yapı inşa edilmedikçe, bu acı döngünün kırılması mümkün değildir.
Dicle Nehri, günümüzde yaşanan olayların en çarpıcı sembollerinden biri haline gelmiş durumda. Artık kitaplarda sadece coğrafi bir unsur olarak yer almıyor ne yazık ki adı her geçen gün yeni kayıplarla ve hüzünlü haberlerle anılan bir mekâna dönüşüyor. Dicle daha kaç can alacak? Sorusu, aslında hepimizin yüzleşmesi gereken bir sorumluluğa işaret ediyor. Çünkü her kayıp kader değil bazıları da büyük ölçüde önlenebilir sonuçlardır.
*
Bugün sorulması gereken soru nettir: Gerekli önlemler ne zaman alınacak? Bu mesele ertelenebilecek, zamana bırakılabilecek bir konu değildir. Cizre’nin geleceği, bugünden atılacak somut ve kararlı adımlara bağlıdır. Sessizliğin yerini farkındalık, kayıtsızlığın yerini sorumluluk almadıkça, bu acı tablo değişmeyecektir.
Artık yas tutmanın ötesine geçme zamanı. Artık gerçekten görme, anlama ve çözüm üretme zamanı. Çünkü her gecikme, bir başka hayatın karanlığa sürüklenmesi demektir.
*
Sosyolojik bir gerçek olarak ip boğar, nehir yutar ancak her iki yol da bize aynı şeyi ifade eder. Bir toplumda gençler ve çocuklar, hayallerini yarınlara bağlamak yerine bir ipe ya da bir akıntıya bırakıyorlarsa orada sular sadece serin değil aslında keder taşımaya başlamış demektir. Dicle artık sadece coğrafyanın değil bu derin ve dilsiz ölümlerin sembolü olmasın.
İp ve Akıntı Arasında Sıkışan Şehir
Cizre’de ölüm, son zamanlarda tavana atılan bir düğüm ile Dicle’nin hırçın akıntısında kaybolan hayat demektir.
İlk yorum yazan siz olun