Her bir karış toprağı tarih olan, tarih kokan, dört mevsiminin ayrı özelliği ve güzelliği olan, dağlarındaki karları ve oksijeniyle her bir canlıya hayat sunan, bereketli ve uçsuz bucaksız ovasıyla tahıl ambarı görevini ifa eden memleketimden bir lahzada olsa bahsetmek istedim. Tabi ki hepsini yazmaya kalkarsan ciltler dolusu yazı yazman gerekecek. Lakin birkaç güzelliğine değineceğiz.
Yakın Roma uygarlığının bereketinden dolayı diğer hiçbir uygarlığa bırakmadığı Cehennem deresi vadisi. O yekpare dev kayanın orta yüksekliğine yüz kadar mağara evi kazmışlar. En yukarıdaki mağara ev Krallarının olacak ki adı Oli’dir. Bu muhteşem vadinin içinden doğan 23 su pınarı bin yıldan beridir, bir saniye dahi ara vermeden 10 km uzağa kadar akar ve Güçlükonak’a yakın bir yerde Dicle Nehriyle buluşup kadim şehir Cizre’ye oradan da Mezopotamya ovasına iner. Cehennem deresindeki su pınarlarında 9 çeşit balık bulunmaktadır.
Hz. Nuh’un Peygamberin gemisi Cudi dağına oturduktan sonra dağın eteğinde bir köy kurulur ve bu köye Heştan adı verilir. Rivayetlere göre Hz. Nuh ve gemiden inen diğer insanlar yaşamlarını bu köyde sürdürürler. Bu köy Şırnak il merkezine bağlıdır ve yeni ismi Yoğurtçular köyüdür. Gemiden indirilen fillerin bir kısmını şu an İdil ilçesine bağlı Fil köyüne, diğerlerini de Firfêl köyüne gönderirler. (K. A. Yaşın)
Beyt İshok yeni adı Basak. İdil’e bağlı bir köy. Han ve kadişkleri yıkılmışsa da izleri mevcuttur. 620 yılında inşa edilen Mor Aday manastırı hala ayakta. Üç kattan müteşekkil ve dört burçla çevrili.
Grê Êlım dağının zirvesinde M.Ö. 8. Ve 7. Yüzyılda Yeni Asur bir uygarlık kuruyor. Koca bazalt taşlara Krala ikram etmek üzere ellerinde sebze tabakları sıraya dizilmiş kız kabartma resimleri bulunmaktadır. Bu tarihi antik taşlar şu anda Mardin müzesinde sergilidirler.
Yüzyıllardan beridir ilim ve yönetim merkezi olan Cizre. Mir, Beg ve Şeyhlerin merkezi. Koca Botan ve Mezopotamya’nın buradan yönetildiği antik şehir. Bırca Belek, Medresa Sor, Mem u Zin, Banê Xanê, ünlü sibernetik filozofu İsmail Ebül İz El Cezeri’nin Cizre’de ki mezarı. Ve en görkemlisi muhteşem Cizre Kalesi! İşte bu şehirde ayrıca yüzlerce tarihi yapılar mevcut. Yakın tarihe kadar devam eden Cizre’de ki Koçk yani Divan geleneği. Belli başlı eşraf ailelerin yönetiminde olan bu Köçkler çok anlamlı ve kıymetliydiler. Köçklerin bir kısmı hala ayakta. Geniş avlulu, taştan yapılmış ve bir bölümü iki katlı olan evlerdir. O iki katlı bölümün altında yarı bodrum şeklinde “mesğane”, dış kapı ve avlu arasında ki bölünün adı “derizan” fakir ve yolculara bu derizanlarda yemek ve yatmak için ayrıca bölümler bulunurdu.
Mesihi-Süryanilerin Antakya’da ki kiliseden sonra en eski kilise unvanını taşıyan İdil Meryemana Kilisesi.
M. S.388 yılında Pers Kralı bizim bölgeyi savaşarak Romalılardan aldıktan sonra kardeşi Abuzard’ı Fil şehrine yerleştirir ve bu bölgenin yönetimini kardeşine teslim eder. Fil İdil ilçesine bağlı bir köydür.
Cizre ilçesine bağlı Babil köyü. Babil Irak’ta ki Babil şehrinin devamıdır. Antik Yunan ve Mısır’da bunu teyid için tarihe not düşmüşler. Babil’de Pers, Roma ve İslam dönemlerinden kalma eserler mevcuttur. (Höyük, kale duvarları vb.) Babil kalesinin kalıntıları hala gözle görülür durumdadır. Subnat’ın Safan çayı ile eşleştirilmesi, bugün Adana müzesinde bulunan, Assurnasipra III.’ye ait heykelinin parçalarının incelenmesi sonucu Babil’den alındığı kanıtlanmıştır. Heykel Safan çayında bulunmuş. (K. G. Kozbe)
Cizre’de ki Hz. Nuh Peygamberin kabri. Sultan IV. Murat’ın yapmış olduğu bir (Bağdat) seferinde İdil’e bağlı Banuh köyünde konakladığında 1635 yılında Nuh Peygamber adına yaptırdığı cami hala ibadete açıktır. Ayrıca Banuh köyünde de Hz. Nuh peygamberin çok heybetli ve görkemli bir mezarı bulunmaktadır.
Herkesin memleketi güzeldir ama; benim memleketim bir başka güzel demeye hakkım var sanırım.