HAKİKATİ NEREDE ARIYORUZ?

Şuan okumakta olduğum kitapta geçen kısa bir hikâye, beni epey bir düşündürdü. Hikâye özetle şu şekildeydi:

Şuan okumakta olduğum kitapta geçen kısa bir hikâye, beni epey bir düşündürdü. Hikâye özetle şu şekildeydi:

Av Tüfeğinden Korkan Tazı

İki avcı dosttan biri, diğerine bir tazı yavrusu hediye eder. Aylarca bakılıp yetiştirilen tazı, büyüyüp ilk avına çıkarılır. Av anı geldiğinde silah patlar ve tazı korkuyla kaçar. Tazı silah sesinden korkmuştur. Avcı bu korkuyu yenmek için tazıyı silahların patladığı bir düğün alanının yakınına bağlar. 3 gün boyunca silahlar patlar ve hemen ardından kadınlar zılgıt çeker. 3 günün sonunda tazı, silah sesine alışmıştır. Avcı, korkunun geçtiğini düşünür ve heyecanla tazı ile birlikte ava çıkar. Fakat tuhaf bir şeyler olmuştur çünkü silah sesi duyulur duyulmaz tazı, avın peşine koşmak yerine zılgıt çeker. Çünkü öğrenmiştir ama yanlış şeyi öğrenmiştir. Hikâye şu cümleyle biter: “Dersini almıştı ama sanırım yanlış konuya çalışmıştı.”

İşte karşıma çıkan bu hikâyede ve özellikle son cümlede kim ne anladı bilemem ancak eminim ki okuyan, ihtiyacı olanı almıştır. Yazarın da dediği gibi, “Kimine yıllara demlenmiş bir öğüt, kimine de zılgıta atılan keyif kahkahası olsun.” Müsaadenizle ben de bu hikâyeden payıma düşeni, (kendi penceremden) bende bıraktığı soruları ve çağrışımları sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Yanlış konuya çalışmak.” Bu cümle, bir hayvanın hikâyesinden çok daha fazlasını anlatıyor. İnsanın öğrenme biçimine, inançla kurduğu ilişkiye ve hakikatle arasındaki mesafeye dair güçlü bir uyarıdır aslında. Çünkü insan da çoğu zaman ders alır ama neye çalıştığını sorgulamaz. Öğretileni öğrenir, aktarılanı tekrar eder ve zamanla bunları hakikatin kendisi sanır. İtiraf etmeliyim ki ben de uzun süre böyle yapmıştım; doğru kabul edilenin neden doğru olduğunu sormadan, bana öğretilenle yetinerek. Oysa öğrenmek başkadır, esas almak başka. Hayat beklenmedik bir yerden soru sorduğunda, ezberlenen bilgiler geri çekilir; insanı ayakta tutan şey, gerçekten inandığı şey olur. Bazı anlar vardır ki, insan bildiklerinin kendisini korumaya yetmediğini görür. İşte tam o anda bir uyanış yaşanır ve öğretilenle yüzleşme başlar. Yanlış olanı ayıklama, eksik olanı tamamlama ve kendi doğrularını yeniden kurma ihtiyacı doğar. Belki de sorun inançsızlık değildir. Belki de sorun, bize öğretilenlerle hakikatin kendisinin birbirine karıştırılmasıdır. Şekil özü örter ve ezber idrakin yerini alır. İnsan doğru cümleleri kurmayı öğrenir ama doğru yerde durmayı çoğu zaman sonradan öğrenir. Bu yüzden adaletsizlikle karşılaşınca susar, acıyı görünce yön değiştiririz. Çünkü bize öğretilen dersler, o an ne yapacağımızı söylemez. Tıpkı tazı gibi… Av için yaratılmıştır ama gürültüye alıştırılmış ve yanlış şeyi öğrenmiştir.

İnsan da çoğu zaman fıtratı için değil, konforu için eğitilir. Zor olan törpülenir, rahatsız eden yumuşatılır, hakikat kalabalıkla bastırılır. Böylece insan, hakikati aramayı değil uyum sağlamayı öğrenir.

Asıl mesele şudur: Ne kadar şey bildiğimiz değil, neyi esas aldığımız. Peki “doğru konu” nedir? Belki doğru konu, daha fazla bilgi toplamak değil de kendimizle yüzleşmektir. Çünkü hakikat, dışarıda değil; insanın kaçtığı yerde durur. Belki doğru konu, rahatlatan cevaplar değil, rahatsız eden sorulardır. İnsanı yerinden kaldıran, alışkanlığını bozan, konforunu tehdit eden sorular… Hakikat genellikle böyle gelir. Ve belki de doğru konu, bedelsiz değildir. Hakikat, insandan bir şey ister. Sessiz kalmamayı, taraf olmayı, bazen yalnız kalmayı… Bedel ödemeye razı olmadığımız şey, ne kadar doğru olursa olsun, bilgi olarak kalır; yürünmez.

Bu yüzden hakikat herkesin bildiği ama az kişinin yürüdüğü bir yoldur. Öğretilir ama tutulmaz. Konuşulur ama taşınmaz. Çünkü hakikat, bilmekten çok öncelik meselesidir. Belki de bu yüzden bazı doğrular bende hep bilgi olarak kalıyordu. Biliyordum ama yürüyemiyordum, savunuyordum ama bedelini ödemeye hazır değildim. (Konfor alanımı terk edemiyordum.) Demek ki ders almak yetmiyor. Ve insan tam da burada durup kendine şu soruyu sormak zorunda kalıyor:

Hayat, hazırlıksız yakaladığında hangi bilgi ayağa kalkıyor,

Ve hangisi sessizce geri çekiliyor?

Hakikat ile aranızdaki mesafenin azalması dileğiyle ve elbette sevgiyle...

Not: Alıntıladığım hikâye Ömer Hattapoğlu’nun “LeyLaMe” adlı kitabında geçmektedir.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazar Yazıları Haberleri