Kadirşinas arkadaşım, dostum; eski TRT Kürdi bölge müdürü, halı hazırda bölgemizin, coğrafyamızın birbirinden kıymetli belgesellerini çekip yayına hazırlayan Abdullah Öztürk beyle daha önceden planladığımız; Gabar dağını ve otuz yıl önceden terk edilmiş köylerinin bazılarını görmek üzere 18.06.2026 tarihinde yola revan olduk. Ayrıca Cizre’de ikamet eden Basret Muhtarı Abdullah, Dêrşev muhtarı Mele Hasan, Êrê muhtarı Seyyid’i de yanımıza alarak Önce Basret köyüne gittik. Bu arada köyünde tek başına ikamet eden Pırarış muhtarı da bizim kervana katıldı. Siirt ilinde ikamet eden, ama evvelki tarihlerde tedrisatını Basret köyünün dergahında yapan Şeyh Bahaddin’de Basret köyüne gelmişti. Ceddi uzun yıllar bu köyde Nakşibendi tarikatının irşadını ifa etmişler. Şeyh Bahaddin çok kıymetli bilgiler verdiler. Onu daha sonraki bir yazımızda anlatacağız.
2026’nın bereketli ve muhteşem baharı, Gabar dağı, Basret, Dêrşêv, Pırarış ve Êrê köyleri! Bu muhteşem manzaraları ilk defa gördük ve gezdik. Önce memlekete ilim irfan dağıtan Basret köyünü gezdik. Köydeki meskenlerin yüzde doksanı sahipsizlikten yıkılmış, zarar görmüş. O ilim dergahlarının binalarının bir kısmı ayaktaydı. Kubbeler, medreseler vb. Basret muhtarı Abdullah bizleri köyde gezdirirken gelin size bir çiçek göstereyim, bu çiçek sadece bu köyde yeşerir dedi. Boyu yarım metre ince bir gövdenin başında kocaman pembe yapraklı bir çiçek. Muhtar dedi ki bu çiçek soluyuncaya kadar zikir ve tesbih eder, biz Basret’liler böyle inanırız. Temaşasına doyamadığımız bu çiçeğin adı şelakok’tur dedi. Dakikalarca şelalok çiçeğini seyre daldık.
Basret köyünü gezdikten sonra Abdurrahman muhtarla Pırarış köyüne gittik. Gözünün alabildiği kadar ceviz ağaçlarının süslediği bahçelerle dolu bir köy Pırarış. Tüm vadi alabildiğince dev ceviz ağaçları ile kaplı! Kuzey tarafı derin bir vadi olan bir tepeye kuruludur köy. Evlerinin hepsi beyaz kesme taşlarla yapılmış. Köyün camisi ve bir meşayihin türbesi hariç diğer evlerin tamamı büyük hasar görmüş. Köyün etrafındaki yüksek tepelerde çok sayıda dağ keçisi yaşıyor, sürü halinde. Bu arada köçerlerin çadırlarının kurulu olduğu bir yere geldik. Muhtar dedi ki biz bu meramızı köçerlere kiraya vermişiz. Binlerce koyunları çobanlar otlatıyordu. Muhtar dedi ki birkaç gün sonra buradan Faraşin yaylasına gidecekler ve yaya gidecekleri için ancak 15 günde Faraşin yaylasına varabilirler.
Pırarış köyünden sonra köyün muhtarı Seyyid’le Êrê köyüne gittik. Êrê köyünde dikkatleri üzerine celp eden kayaya oyulmuş köy camisine baktık. Caminin tasarımı bildiğimiz camiler gibi. Mihrabı, kapı ve pencereleri aynı. Ama yekpare bir kaya oyulmuş. Köy derin bir vadinin aşağı kısmına kurulduğu için vadinin yamaçlardan keklik sesleri aralıksız geliyordu. Muhtar dedi ki bu dönemde dişi keklik yumurtaların üstünde kuluçkaya yatmış, erkek keklik yuvaya bir zarar gelmesin diye gözlemlediği için devamlı ötüyor.
Daha sonra Dêrşev muhtarı Mele Hasan ile beraber Dêrşev köyüne gittik. Köyün isminin nereden geldiğini sorduk. Muhtar dedi ki dêr kilise anlamındadır. Bizim köyde kimler tarafından yapıldığı ve hangi tarihe ait olduğu bilinmeyen bir kilise kalıntısı hala köyde mevcut. Köyün ismi buradan geliyor dedi. Köy daha önceleri 400 haneye sahipmiş. Çevrede en geniş arazi ve merasının olduğu köydür dedi muhtar. Köyün ortasında tarihi bir mimari ile etrafı inşa edilmiş muhteşem bir çeşmesi var. Hala suyunu bereketli bir şekilde akıtıyor. Derşev köyünden Türkiye’ye ve diğer dünya ülkelerine binlerce alim ve bilim insanı dağılmış. Gabar dağı ve meskun köylerin her bir karışını bilen muhtar mele Hasan gezdiğimiz güzergahlar boyunca bize coğrafyası ile ilgili ve bazı kıymetli hatıraları anlattı. Bu arada dönüşte bir vadinin düzlüğüne vardığımızda Basret köyü muhtarı burada duralım dedi. Durduktan sonra yamaçlarda tepesinde sarı çiçeği olan bir ot gösterdi. Bu ot insan sağlığına çok faydalıdır, toplayalım dedi. Bizde o otun adını sorduk. Muhtar dedi ki bu otun adı sıviraz otudur.
Muhteşemliğine doyamadığımız bir günü geride bırakarak Gabar dağından ve o güzel meskenlereden ayrıldık.