FAŞİZMİN VATANI OLAMAZ

Faşizm, sadece kaskatı yasaların ve paletli tankların gölgesinde yürüyen gri ve karanlık bir dev değildir.

Faşizm, sadece kaskatı yasaların ve paletli tankların gölgesinde yürüyen gri ve karanlık bir dev değildir. O, bazen en içli sandığımız sofraların ortasına kurulan, bazen de dijital medyalarda eleştiriyi lince, farklı olanı ise yok edecek gücü kendinde bulabilecek, farklı bir kimlikteki çocukları taşlayacak kadar hedefe dönüştüren görünmez bir el tarafından veyahut organize eden aktörlerin bizzat başrolde oynadıkları bir mengenedir.

Toplumsal düzenin dinamiklerini inciten sosyal faşizm ise, düşünce biçilmiş bir kaftandır. Herkesin o daracık kalıba girmesi, aynı renkte, aynı seste düşünmesi ve aynı ezberlerin tekrarlanması beklenir. Bu düzende farklı bir kimlik, farklı bir ses ve farklı bir renk cümbüşü; ruhsuz bir yankı odasında yankılanan bir suç duyurusudur adeta.

Onların kafasındaki versiyonları veyahut onların aynasında kendinden başkası lekeli/kirli, kendi gibi düşünenler ise tek berrak su damlasıdır. Hâliyle zihin mekekesi kararmış faşist biri, kendi bahçesinde biten her yabani otu yok edilmesi gereken bir tehlike, kendi renginden olmayan her çiçeği ise solmaya mahkûm bir günah olarak görür.

Tıpkı Zonguldak'ta vuku bulan herkesi inciten hadise gibi. Şırnak'ın Silopi ilçesi nüfusuna kayıtlı Kürt kökenli mevsimlik işçilerine taşlı ve sopalı linç girişimi yapıldı. Hele ki mevsimlik işçilerin çocuk olması ve o masumiyet cennetini yeryüzünde yaşatan o çocuklara, hangi vicdan taş atabilir? Bir çocuğa, hele ki bir kız çocuğuna herkesin gözleri önünde(kolluk kuvvetlerinin önünde) hangi insan taşla linç etmeye kalkışabilir? Bu gücü, kimden alıyorlar? İnsan olanın kanına dokunuyor. Hele ki o masum kız çocuğunun ağlayışı, korkusu kendisine "insanım" diyen hepimizin vicdanını incitti.

Bunu ancak faşist bir zihin yapabilir. Çünkü faşist biri, kör bir kuyu gibidir. Bu kör kuyu, insanı insana kıldıran bir vicdan erozyonudur. Öyle ki empati duygusu çoktan taşa kesmiş bir yürekte buharlaşmıştır. Kendi doğrusunu evrenin merkezi sanan bu kibir abideleri, hayatı siyah ve beyazdan ibaret sanan renksiz birer cetvel gibi yaşarlar. Oysa hayat, binbir rengin uyumudur. Onlar ise bu uyumu bozan birer notadır.

Bu görünmez zincirleri kırmanın tek yolu, farklılıklara düşman değil aksine zenginlik gözüyle bakan o saf ve şefkatli vicdanı yeniden kuşanmaktır diyeceğim ama nerede? Çünkü bunlarda vicdan olmadığı için çözüm olamaz.

Peki, ne yapmak gerekir?
İvedilikle Adalet bakanlığı devreye girerek Cumhuriyet Savcılarımızı görevlendirmeli, sağlıklı bir kovuşturma yaparak suça karışanları tespit edip adaletin önüne getirmelidir. Özellikle ceza makamı, bu şahısları caydırıcı nitelikte hukukun öngördüğü şekilde cezalandırma yoluna gidilmelidir ivedilikle.

Ben de vaktiyle üç yıl boyunca mevsimlik işçi sıfatıyla Karadeniz Bölgesindeki o havayı teneffüs etmiş bir şahsiyet olarak çok kötü koşullarda çalışıyorduk. Çalışma saatleri, hiç adil değil. İnsan neredeyse 12 saat çalışır mı hiç? Evet, fındık işçileri ne yazık ki çalıştırılıyor...

Ben şahsen o ayrımcılığa maruz kalmış biri olarak bölgemiz insanlarının mevsimlik işçi sıfatıyla fındık toplanmasını istemeyenlerdenim. Çünkü hem ırkçılık yapılıyor hem hakaretler ediliyor hem de öteki insan sıfatıyla linç ediliyor. Bölgemiz insanlarının o güç koşullar altında çalışmayı bırakıp memleketlerine dönmelerini isteyenlerdenim.

Nitekim Karadeniz Bölgesinde babayiğit, adam gibi adamlar ve adaletli insanlar da vardır. Bir güruh insanın dalganaklığı, bir bölgeyi hepten suçlu yapamaz. Buna karşı biriyim. Sözüm, kendini merkezde görüp dünyanın diğer renklerini yabani ot gibi görenleredir.

Mevsimlik işçi sorunu sadece gidenlerin sorunu değildir. Bilhassa bölgemizin iş insanlarının da temel sorunudur. Bu insanlar, ekmek davası için çok zor koşullarda hem çalışırken hem sözlü şiddete maruz kalırken hem de hakaretler edilip taşla sopayla linç girişimi yapılırken sizler halen ülkemizin metropollerinde yatırımlarınızı yapmaya devam mı edeceksiniz? Nerede bu esnaf odaları, Türkiye Odalar Birliği, Mühendisler Odası, MÜSİAD, TÜSİAD gibi kurum ve kuruluşlar?

Gelin birlikte hareket edelim de mevsimlik işçi yaftasını ortadan kaldıralım. Bu insanlara kendi diyarlarında iş yerleri, iş olanakları oluşturalım! Bu insanlar kendi yuvalarında kendi ekmeklerini kazanmalarına vesile olalım. Bu ayıp, öncelikle hepimizin! İğneyi de çuvaldızı da kendimize batıralım!

Kıssadan hisse, koyun postuna bürünmüş kurt misalidir kimi insanlar... Bunları değiştirmek yerine öz eleştirimizi yapalım.

Unutmayalım ki,
Küçücük bir sorunla başlıyor sıkıntılarımız; küçük bir taşın olukları tıkaması gibi. Ardından büyük taşlar da ona takılıyor. Sonra su akmayı bırakıyor, zamanla duruyor. Nihayet kokuyor ve kirleniyor. İşte bu yüzden daima akmak lazım, sorunları henüz küçükken ortadan kaldırmak lazım.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri