Hayat, insana bazen bir gül uzatır… Bazen de avuçlarına dikenler bırakır. Biz bu coğrafyada her ikisini de tattık maalesef. Güldük, ağladık, sabrettik… Lakin öyle bir zaman geldi ki; ne gözyaşımız yetti acımıza, ne de sabrımız teselli oldu yıkımımıza.
Hendekler açıldı…
Ama en derin hendekler sokaklara değil, kalplerimize kazıldı. Şırnak… Ey kadim şehir! Sen ki tarihin omuzlarında yükselen bir kültürün adıydın. Sen ki ‘peygamber’ yurdunun izzetini taşıyan bir medeniyet beşiğiydin. Sen ki bir lokmayı bölüşmenin, bir yarayı birlikte sarmanın adeta ibadet sayıldığı bir diyardın…
Ne oldu sana?
Hani Akrabalık Kan Bağından Öte, Can Bağıydı? Hani dostluk menfaatin değil, sadakatin gölgesinde büyürdü? Hani bir kapı çalındığında ‘kim o?’ diye sorulmaz; ‘buyur kardeşim’ denirdi?
Şimdi ne değişti?
Hendeklerle birlikte sadece evler mi yıkıldı sanıyorsunuz?
Hayır!
Biz o gün; Güvenimizi, Umudumuzu, Değerlerimizi gömdük toprağa… Biz o gün; Merhametimizi bıraktık enkazın altında… Biz o gün; birbirimize olan İnancımızı, Samimiyetimizi ve o tertemiz Duygularımızı kaybettik. Nitekim bugün sokaklar yapılmış olabilir… Binalar yeniden yükselmiş olabilir…
Ama söyleyin bana:
Hangi usta kırılan kalpleri tamir edebildi?
Hangi mühendis dağılan vicdanları yeniden inşa edebildi?
Acı ama gerçek; artık kimse kimseyi tanımıyor maalesef…
Akrabalar yabancı, komşular suskun, dostluklar mesafeli oldu!!! Selamlar bile yarım, bakışlar bile şüpheli hale geldi…
Bu muydu bizim medeniyetimiz? Bu muydu bizim mirasımız? Bir zamanlar yokluk içinde varlık yaşardık…
Şimdi varlık içinde YOK olduk.
Eskiden sofralar küçüktü ama gönüller büyüktü… Şimdi sofralar büyüdü belki ama gönüller daraldı.
Paylaşmak bereketti… Şimdi paylaşmak bile hesap oldu. Sevgi sadeydi… Şimdi samimiyet bile şüpheyle ölçülür oldu. Ve en acısı nedir biliyor musunuz? Biz artık bu hâle alışıyoruz… Kimine göre koşar adım, kimine göreyse aheste, aheste…
İşte asıl YIKIM budur! İşte asıl FELAKET budur!
Bir toplum acıya dayanır… Yoksulluğa direnir… Yıkımdan yeniden doğar…Ama değerlerini kaybederse, işte o zaman tamamen yok olmaya doğru yel alır.
Ey Şırnak!
Sen bu değilsin… Sen, enkazların altında kalacak kadar aciz değilsin. Ama biz… Biz seni yaşatan ruhu kaybedersek, işte o zaman hiçbir bina seni ayağa kaldıramaz. Kendimize gelelim! Henüz vakit varken… Henüz tamamen kaybetmemişken… Hem gelecek nesle bırakacağımız bir miras, hem de atalarımıza verecek bir cevap, huzurlarına çıkacak bir yüzümüz olsun.
Bir selamla başlayabilir her şey…
Bir kapı çalmakla…
Bir lokmayı bölüşmekle…
Bir gönlü almakla…
Yoksa korkarım ki…
Yarın çocuklarımıza anlatacak bir ‘Şırnak ruhu’ bile bulamayacağız. Ve o gün geldiğinde… Enkaz altında kalan sadece şehir değil, BİZ OLACAĞIZ. Umuda vakit varken, Umut olalım hepimiz… Unutmayalım; Sadece kendimizi düzeltirsek, toplum düzelir.