Hayat… Kimi zaman bir bayram sabahı kadar berrak, kimi zamanda bir matem gecesi kadar ağırdır. Hepimiz nasibimiz kadar güldük, kaderimiz kadar sustuk.
Lâkin bazı acılar vardır ki; sadece yaşanmaz, bir toplumun hafızasına kazınır ve nesiller boyu yankılanır. İşte hendek hadiseleri, bu toprakların kalbine kazınmış en derin sızılardan biri olarak hâlâ içimizi kanatmaya devam ediyor maalesef.
Şırnak! Sadece bir şehir olmaktan ziyade; kadim bir hafızanın, köklü bir medeniyetin ve insanı insan yapan değerlerin ete kemiğe bürünmüş halidir. Nitekim bu diyar: Peygamber Mekânı, Evliya ve Enbiyalar Yurdu, İlim ve İrfan Ocağı olmanın vakarını taşırken; kardeşliğin, paylaşmanın ve samimiyetin de en saf halini barındırırdı. Özellikle burada akrabalık bir bağ değil, bir kaderdi. Dostluk gelip geçici değil, bir ebediyet nişanesiydi. Ancak hendek felaketinin toplum üzerinde oluşturduğu travma tüm bu değerleri yerle yeksan eden bir trajedi oluşturdu.
Zira bu coğrafyada nefis küçük, ama sofralar büyüktü. Cüzdanlar zayıf, lâkin vicdanlar zengindi. Biliyormusunuz bir lokma ekmek, bir haneden diğerine uzanırken sadece karın doyurmaz, kalpleri de birbirine bağlardı. Ve sevinçler çoğalırdı paylaşıldıkça, acılar ise hafiflerdi omuz omuza verildikçe. Sokaklar huzur kokar, insanlar birbirine umut olurdu diyarı Şırnak’ta.
Ama sonra… Hendekler açıldı.
Toprağa kazılan o çukurlar, aslında sadece sokakları değil; gönüllerimizi de böldü. Evler yıkıldı, lakin asıl yıkım kalplerde yaşandı. Binalar enkaza döndü, fakat daha acısı; aidiyet bağlarımız, ahlakımız, vicdanımız o enkazların altında kaldı. Hayat tarumar, insani özelliklerimiz ise param parça oldu. Şırnak BİZ olmaktan çıktı, adeta ruhsuz varlıklara dönüştü. Hırs ve menfaat toplumu esir aldı.
Nitekim bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki; kaybettiğimiz sadece taş duvarlar değil. Kaybettiğimiz; birbirimize olan güvenimiz, samimiyetimiz, o içten bakışlarımız oldu… Akrabalık bağları gevşedi, dostluklar menfaat terazisine konuldu. Paylaşmanın yerini hesap, muhabbetin yerini ise menfaat aldı.
Ne oldu bize? Neler oluyor bize?
Hangi ara bu kadar yabancılaştık birbirimize? Hangi rüzgâr savurdu bizi bu kadar uzaklara? Dün aynı sofrada ekmeğini bölüşen insanlar, aynı tastan su içenler; bugün aynı sokakta birbirine selam vermez hale nasıl geldi?
Bu gidişat, Şırnak’a ait değil… Olamaz da!
Zira bu şehir; menfaatle değil Merhametle büyümüş, çıkarla değil Fedakârlık, Samimiyet ve Kardeşlikle ayakta kalmış Şehri Nuh Nebidir. Bu toprakların mayasında ihanet değil, Vefa vardır. Bu halkın ruhunda bencillik değil, Diğerkâmlık vardır. Bugün belki yorgunuz… Belki kırgınız… Belki de içimizde onulmaz yaralar var. Ama unutmayalım: Bu şehir küllerinden doğmasını da bilir. Yeter ki yeniden hatırlayalım kim olduğumuzu.
Yeniden selam verelim birbirimize… Yeniden paylaşalım lokmamızı… Yeniden hatırlayalım gönül almayı, gönül yapmayı… Keza bu kadim topraklar, enkazların altında kalacak topraklar değildir!
Bu coğrafya, ayağa kalktığında sadece kendini değil, insanlığı da ayağa kaldıracak bir ruha sahiptir.
Ve o ruh… Hâlâ içimizde bir yerde, yeniden dirilmeyi bekliyor…
ENKAZ ALTINDA KALAN SADECE ŞEHİR Mİ, YOKSA BİZ Mİ? (1)
Hayat… Kimi zaman bir bayram sabahı kadar berrak, kimi zamanda bir matem gecesi kadar ağırdır. Hepimiz nasibimiz kadar güldük, kaderimiz kadar sustuk.
İlk yorum yazan siz olun