DOĞRU YAPMANIN BEDELİ: SİSTEMİN GÖRÜNMEYEN ENGELLERİ

 Haftanın Gündemi
Bazı toplumlarda insanın en büyük mücadelesi başarılı olmak değil, işini doğru yapabilmektir. Eğitimini alır, mesleğinde uzmanlaşır, kurallara uyar, sorumluluklarını eksiksiz yerine getirir.

Bazı toplumlarda insanın en büyük mücadelesi başarılı olmak değil, işini doğru yapabilmektir. Eğitimini alır, mesleğinde uzmanlaşır, kurallara uyar, sorumluluklarını eksiksiz yerine getirir. Çalışır, üretir ve zamanını verimli kullanmaya gayret eder. Buna rağmen günün sonunda enerjisinin önemli bir bölümünü asıl işine değil, önüne çıkarılan engelleri aşmaya harcadığını görür.

Çünkü bazı coğrafyalarda hayat, olması gerekenden daha zor yaşanır. Basit bir işlemin gereksiz yere uzaması, bir hakkın zamanında elde edilememesi, planlanan işlerin öngörülemeyen aksaklıklarla kesintiye uğraması sıradanlaşır. İnsan, üretmek için harcaması gereken enerjiyi sistemin eksiklerini telafi etmek için tüketir.

İşte gelişmekte olan toplumlarda yaşamanın en yıpratıcı çelişkilerinden biri budur: Bireyin doğru davranması, sistemin de doğru işlemesini garanti etmez.

Bu durum her zaman kişisel yetersizlikle açıklanamaz. Bazen sorun bireyin bilgisinde, becerisinde veya çalışma disiplininde değil, içinde bulunduğu düzenin işleyişindedir. Mesele, yalnızca daha fazla çalışmak değil, gösterilen çabanın karşılık bulmasını engelleyen yapısal sorunları aşabilmektir.

Bir girişimci düşünelim. İşini kurmuş, gerekli izinleri almış, yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Ancak uzayan bürokratik işlemler, öngörülemeyen maliyetler ve altyapı sorunları nedeniyle işini geliştirmek yerine zamanını sorun çözmekle geçirir. Benzer biçimde, sözleşmesine sadık kalan bir işletme sahibi, karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmediğinde yıllarca süren hukuki süreçlerle uğraşmak zorunda kalabilir. Haklı olmak, hakkına zamanında ulaşmaya yetmez.

Böyle bir ortamda dürüstlük değerini kaybetmez; ancak dürüst davranmanın maliyeti yükselir. Kurallara uyan kişi, kuralları ihlal eden kişiden daha fazla zaman ve kaynak harcamak zorunda kalabilir. Bir toplumda kurallara uymak dezavantaj, kuralları aşmak avantaj hâline geliyorsa sorun yalnızca bireylerde değil, sistemin teşvik ettiği davranış biçimlerindedir.

SORUNUN KÖKÜ: BELİRSİZLİK VE KURUMSALLAŞMA EKSİKLİĞİ

Kurumsallaşmanın zayıf olduğu ortamlarda süreçler çoğu zaman kişilere bağlıdır. Aynı işlem farklı kurumlarda farklı biçimlerde yürütülebilir. Yazılı kurallar bulunsa bile uygulama birliği sağlanamayabilir. Bir işi sonuçlandırmak için kuralları bilmek yetmez; doğru kişiye ulaşmak veya öngörülmeyen ek adımları tamamlamak da gerekebilir.

Bu belirsizlik, yatırım kararlarını erteler, girişimcilik cesaretini azaltır ve uzun vadeli planlamayı güçleştirir. İnsanlar yalnızca yapacakları işi değil, karşılaşabilecekleri aksaklıkları da hesaplamak zorunda kalır.

Güvensizlik ortamı ise çoğu zaman aşırı bürokrasi üretir. Kötüye kullanımı önlemek amacıyla oluşturulan kontrol mekanizmaları, iyi niyetli vatandaşla kuralları ihlal eden kişiyi ayırt edemediğinde herkese ek yük getirir. Dijitalleşme de tek başına çözüm değildir. Kâğıt üzerindeki işlemleri bilgisayar ekranına taşımak, gereksiz aşamalar ortadan kaldırılmadıkça gerçek bir verimlilik sağlamaz.

İyi işleyen bir sistem, yalnızca kurallar koyan değil, bu kuralları öngörülebilir, anlaşılır ve uygulanabilir hâle getiren sistemdir.

EĞİTİM: EZBERDEN SİSTEMİ SORGULAMAYA

Bu sorunun çözümünde eğitimin belirleyici bir rolü vardır. Eğitim yalnızca sınav kazandıran, diploma sağlayan ve mevcut kurallara uyum göstermeyi öğreten bir yapıya dönüşürse bireyleri hayatın gerçek sorunlarına hazırlamakta yetersiz kalır.

Bir insanın mesleğinde uzmanlaşması önemlidir. Ancak sorunları teşhis edebilmesi, neden-sonuç ilişkilerini kurabilmesi, haklarını bilmesi ve daha iyi işleyen sistemlerin nasıl kurulabileceğini kavrayabilmesi de gerekir.

Öğrenciye yalnızca bir işlemin nasıl yapılacağı değil, aynı işlemin daha az zaman, daha az kaynak ve daha az hatayla nasıl gerçekleştirilebileceği de öğretilmelidir. Eleştirel düşünme, etik sorumluluk, problem çözme ve yurttaşlık bilinci eğitimin ayrılmaz parçaları olmalıdır.

Çünkü gelişmiş bir toplumun ihtiyacı yalnızca mevcut sistemi başarıyla kullanan insanlar değildir. Aynı zamanda o sistemi daha adil, daha verimli ve daha öngörülebilir hâle getirebilecek insanlardır.

Eğitimli birey, karşılaştığı her güçlüğe boyun eğmek veya her sorunu tek başına çözmek zorunda değildir. Asıl beceri, hangi sorunun bireysel çabayla, hangisinin dayanışmayla, hangisinin kurumsal reformla çözülebileceğini ayırt edebilmektir.

EN AĞIR KAYIP: İNSANIN ENERJİSİNİ TÜKETMEK

Sistemik aksaklıkların en görünmeyen zararı, insanın zihinsel enerjisini tüketmesidir. Gününü gereksiz işlemlerle geçiren bir çalışan yalnızca zaman kaybetmez; sürekli sorun çözmenin yarattığı gerginliği de taşır. Bir süre sonra işine odaklanmak yerine olası aksaklıkları düşünmeye başlar.

Emek ile sonuç arasındaki mesafe açıldığında insan, çabasının anlamını sorgular. Kimi beklentilerini düşürerek mevcut koşullara uyum sağlar, kimi de emeğinin daha fazla karşılık bulacağı başka şehirlere veya ülkelere yönelir.

Yetenek göçü yalnızca daha yüksek ücret arayışıyla açıklanamaz. İnsanlar aynı zamanda liyakatin gözetildiği, kuralların öngörülebilir olduğu ve mesleki gelişim imkânlarının bulunduğu ortamlarda yaşamak ister. Dolayısıyla nitelikli insanları ülkede tutmanın yolu, onlara sürekli daha çok çalışmalarını söylemek değil, emeklerinin karşılığını görebilecekleri bir düzen kurmaktır.

Bir toplum, yetiştirdiği insanları yalnızca ekonomik nedenlerle değil, sürekli mücadele etmek zorunda bırakan koşullar yüzünden de kaybedebilir.

ÇÖZÜM: DAHA ÇOK ÇALIŞMAK DEĞİL, ENGELLERİ AZALTMAK

Bu kısır döngüyü kırmak için öncelikle kamu hizmetlerinde gereksiz işlemler azaltılmalı, mevzuat sadeleştirilmeli ve karar alma süreçleri şeffaflaştırılmalıdır. Kurumlar aynı bilgileri vatandaştan tekrar tekrar istememeli, dijitalleşme gerçekten zaman kazandırmalıdır.

Liyakat, işe alım ve terfi süreçlerinde ölçülebilir ölçütlerle güvence altına alınmalı; kurumların işleyişi kişisel inisiyatiflerden bağımsız hâle getirilmelidir. Hukuk sisteminde öngörülebilirlik ve makul sürede sonuç alma ilkeleri güçlendirilmelidir. Bir hakkın kâğıt üzerinde tanınması yeterli değildir; o hakkın zamanında kullanılabilmesi de gerekir.

Bireyler açısından zaman yönetimi, riskleri önceden hesaplama ve dayanışma ağları oluşturma önemlidir. Ancak kişisel tedbirler, sistemin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bireyin kendisini koruması başka, aksaklıkların değişmez bir kader olarak kabul edilmesi başkadır.

Bir toplumun başarısı yalnızca ekonomik büyüklüğüyle, yollarıyla veya teknolojik imkânlarıyla ölçülemez. İnsanların zamanlarını nasıl kullandıkları, haklarına ne kadar kolay eriştikleri ve emeklerinin karşılığını ne ölçüde alabildikleri de gelişmişliğin göstergesidir.

Bir insanın başarısı, bütün engellere rağmen bir yere ulaşabilmesiyle ölçülebilir. Bir toplumun başarısı ise insanlarının ulaşmak istedikleri yere gereksiz engellerle karşılaşmadan ilerleyebilmesini sağlamasıyla ölçülür.

Çünkü bazen bir ülkenin en büyük kaynağı petrolü, toprağı veya sermayesi değil, yetiştirdiği insanın zamanıdır. O zamanı gereksiz işlemlerle, belirsizliklerle ve önlenebilir sorunlarla tüketen her sistem, aslında kendi geleceğinden harcamaktadır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri