Bazı insanlar vardır; doğdukları coğrafyayı sadece yaşamakla yetinmez, ona bir Ruh, bir Anlam, bir İstikamet kazandırırlar. İsmi zikredildiğinde bir sessizlik çöker ortama. Zira o isim, sadece bir insanı değil; bir Devri, bir Duruşu, bir Ahlâk nizamını temsil eder.
İşte Hasan Efendi böyle bir isimdi…
Köklü Mezopotamya’nın kadim tarihinin, kültürel değerlerinin ve edebi özelliklerinin en önemli temsilcilerinden biriydi. Edebiyatı adeta harmanlayan bir aydın ve oldukça ilerici bir kişiliğe sahipti. O yalnızca bir düşünür, bir bilge değil; aynı zamanda topluma değer katan, ahenk veren ender bir halk adamıydı. Karakteriyle topluma umut verir, hayat empoze eder ve yaşamı boyunca insanların huzuru için mücadele ederdi. Bu denli muazzam, harikulâde ve ender bir donanıma sahip olan Hasan Emmi, Şırnak’ın dar, ancak tarihe ışık tutacak kadar etkili olan derin sokaklarında hayata merdiven bastı.
Miladi 1910…
Şırnak’ta gözlerini dünyaya açan bu müstesna şahsiyet: Yani ‘Hacı Yusuf Ağa Oğlu Hasan BİRLİK’ kasırların, mirlerin, saltanatın değil; ilmin dergâhında, hikmetin ocağında kemale erdi. Şüphesiz onun yolu makamdan değil, irfandan geçiyordu.
Makamların Hasan Efendisi, Halkın Hasan Emmisi, Gençlerin ise en büyük dert makamıydı. Bir mesele mi vardı? Gidilecek kapı belliydi. Bir gönül mü kırılmıştı? Onaracak el yine oydu.
O, bilgeliğiyle hükmeden; asaletiyle tanınan bir karakterdi. Öyle ki insan sormadan edemiyor:
Bir insan bu kadar mı sevilir, bu kadar mı saygı görür? Evet… Hasan Efendi böyle bir ulviyetti.
Tarih onu anarken bile duyduğu saygıdan dolayı çekinir… Kalem ise onu yazmaya HÂYÂ ederdi…
Adalet denildiğinde Ömer bin Hattab’tan sonra en çok ona yakışırdı bu sıfat. Cesaret ve hikmet söz konusu olduğunda ise Ali Bin Ebu Talibin izini sürenlerdendi. İnsanlara karşı Sıddık, hayata karşı mülayim bir duruşu vardı. Onun nazarında en büyük yatırım iyilik yapmak, en kıymetli servet ise insanlıktı.
Asıl iz bıraktığı yer gönüllerdi. Kelamı kalbe işler, sohbeti insana huzur verirdi. Eski Osmanlıcayı en fasih şekilde telaffuz eden nadir isimlerden biriydi Hasan Efendi. Nitekim İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Osmanlı arşivlerinin günümüz Türkçesine kazandırılmasında emeği geçen isimler arasında yer aldı.
Devlet terbiyesini ilimle yoğurmuştu… Beytüşşebap ve Hakkâri’de savcı ve belediye başkan vekilliği gibi kademelerde bulundu. Ama o hiçbir zaman ‘makam sahibi’ olmadı… O, her daim ‘gönül sahibi’ olarak kaldı.
Botan coğrafyasında kırgınlıklar onunla son bulur, ihtilaflar onunla sükûna ererdi. Verdiği kararlar öylesine yerindeydi ki itiraz etmek kimsenin aklından dahi geçmezdi. O, bilgeliğiyle Efendi! Karakteriyle Emmi! Asaletiyle Tanınırdı…
Hasan Efendi; tarihe geçen değil, tarihe yön veren yegane şahsiyetlerdendi. Tek başına bir ömür yaşadı belki…
Ama binlerce insanın hafızasında çoğalarak yaşamaya devam etti.
Onun ismi bile insanda bir heyecan, bir saygı uyandırır. 1992 yılında ebediyete irtihal ettiğinde, aslında bir insan değil; bir devir, bir irfan, bir ahlak mektebi uğurlandı. Ve tarih hüzündü… İnsanlık matem dolu… Mutluluk ise yetim kaldı…
Bugün bize düşen ise şudur:
Tarihin bile anarken hayâ ettiği bu müstesna şahsiyetleri sahiplenmek… Onları unutmamak… Ve en önemlisi, gelecek nesillere anlatmaktır. Zira bazı insanlar vardır; güneş gibi dünyayı değil. Gönülleri aydınlatır…
Hasan Efendi gibi isimler, bu coğrafyanın manevî güneşleridir.
O, ne bir koltuğun sahibiydi, ne de bir unvanın gölgesinde yürüdü. Ama bulunduğu her ortamda bir Nizam, bir Denge, bir Güven hissi bırakırdı. Onun olduğu yerde sesler yükselmez, meseleler büyümezdi. Çünkü o, konuşmadan da ağırlığını hissettirenlerdendi.
Devlet gibi adamdı Hasan Efendi…
Yıkılan gönülleri imar eden, kırılan umutları sessizce onaran bir irfan taşıyıcısıydı. Ve bazı insanlar vardır: Bir ömür yaşarlar ama bir iz bırakamazlar.
Bazıları da vardır ki…
Bir “Hasan Efendi” olur, bir devrin vicdanı gibi hatırlanırlar. Nihayetinde onun hayatı bir tercih değil, bir tavırdı. Ve o tavır; adam olmanın değil, “devlet gibi adam” olmanın tarifiydi.
DEVLET GİBİ ADAM: ŞIRNAKLI HASAN EFENDİ
Bazı insanlar vardır; doğdukları coğrafyayı sadece yaşamakla yetinmez, ona bir Ruh, bir Anlam, bir İstikamet kazandırırlar.
İlk yorum yazan siz olun