ÇOCUKLUĞUMUN BİR BAYRAMI

Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor ise bizim zamanımızda köy çocukları ile şehir çocuklarının bayramları birbirinden farklı idi.

Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor ise bizim zamanımızda köy çocukları ile şehir çocuklarının bayramları birbirinden farklı idi. Şehirli çocukların bayramları biz köylü çocuklarınkinden daha zengin olurdu. O zamanda sadece memur aileler ve oranın yerlileri şehirde yaşardı. Onların arasında biz köylüler yoktuk. Yani bugün gibi değildi. Haliyle bir kültür farkı da aramızda belirgindi. Babalarımız ancak alışveriş veya resmi bir iş için şehre inerdi. Onun dışında köyden ayrılmazlardı. Biz çocuklar ise şehri hemen hemen hiç görmezdik.

Velhasıl konumuza dönecek olursak; kışın ortalarına denk gelen bir Ramazan bayramını anlatacağım. Babam daha önceden bayram için şehirden bir miktar pirinç, delikli şeker, benim için bir çift lastik ayakkabı ve bir gömleklik kumaş almıştı. Annem gömleğimi el iğnesi ile dikmek için göz kararı ile beden ölçülerimi aldı. Annem benim sabırsızlıkla dikip bitirmesini bildiği için diğer işlerini bir tarafa bıraktı ve gömleğimi dikti. Üzerimde denedikten sonra bana al oğlum, hayırlı olsun dedikten sonra aklına gelen her duayı benim için yaptı. Bende bayram sabahına kadar gömleğimi evin bir tarafında özenle sakladım. Lastik ayakkabım ve gömleğim bayram günü giymem için artık hazırdılar. Bende sabırsızlıkla bayram gününü bekledim. Tabi ki bu arada biz akranlar kendi aramızda ailelerimizin bayram için bize aldıkları giysileri defaatle birbirimize anlatıyorduk. Herkes giysisini özenle evin bir köşesinde saklamış bayram sabahını bekliyordu.

Bayramın bir gün öncesi olan arefe gününün de bizde, çocukluğumuzda ayrı bir özelliği vardı. Biz köyde o güne “roja sawuka” derdik. Arafe gününün öğleden sonrası her evin genç bir kızı bir miktar bayramlık şekeri çocuklara vermek için evin avlusunun önüne çıkar ve orta bir sesle: “Werne sevuka” derdi. Biz çocuklar bu sesi işitmek için kulak kabartırdık. Ses hangi taraftan geldiyse o tarafa son hızla hücum ederdik. Sebebi de şuydu eğer erken yetişmeseydik dağıtılan sawuk biter ve mahrum kalırdık. Çünkü savuk şekeri çok sınırlı olurdu. Yani hangimiz erken gitseydik savuku o kapardı. Bu savuk şekerini hiç yemezdik ve ertesi gün bayramda toplayacağımız delikli şekerlerimize bir zenginlik olarak katardık.

Bayram gecesi başımızı yastığa koyup yattığımızda sabaha kadar bayramla ilgili birbirinden renkli, birbirinden değişik rüyalar görürdük. Sabah olur olmaz annem bana zorla bir iki lokma ekmek (bayram günü annem buğday unundan ekmek yapardı) birkaç kaşık mercimek çorbası içirirdi. Çünkü acelem vardı. Delikli şeker toplamak için köyün tüm hanelerini gezecektim. Babamın kumaşını şehirden aldığı ve annemin el iğnesi ile diktiği gömleğimi giydim, akşam baş ucumda sakladığım lastik ayakkabımı ayağıma koydum, annemin tiftik (kej) yününden daha önceden ördüğü torbayı omuzuma taktım ve dışarıda beni bekleyen Salih ve Selim arkadaşımı daha fazla bekletmeden hep beraber köy hanelerini gezmeye koyulduk. Hem yürüyoruz hem de göz ucuyla birbirimizi süzüyoruz. Kim daha güzel giyinmiş, kimin lastik ayakkabısı daha çok parlıyor diye. Artık gözlerin yerine ağızlar konuşmaya başlıyor. Benimki seninkinden daha güzel. Seninki sanki eski vb.

İlk evin kapısına gittiğimizde avazımız çıktığı kadar üçümüz birden “aydawe piroooooz” derdik. Kapı çalma gereği duymuyorduk. Zaten sesimiz köyün ta arkalarına kadar gidiyordu. Genelde evin genç bir kızı kapıya çıkar ve her birimize sadece bir şeker verirdi. O zaman tavuk çiftlikleri olmadığı için yumurtalar kıymetliydi. Bazen kurmız (attarlar-çerçiler köylere satmak için getirirlerdi) boyası ile renklendirilmiş haşlanmış bir yumurta da biz çocuklara verirdi evin genç kızları. Genç kızlar bayram şekerlerini toplamak için gezmezdiler. Bizim köyde genç kızların gezmesi, şeker toplaması ayıp sayılırdı.

Bayram günü erkekler bayram namazından çıktıklarında biz çocuklar 150 hanelik köyün yarısını o karda kışta dolaşmış olurduk bile. Torbalarımızı şekerlerle doldurmak için hiçbir evi ıskalamazdık. Tüm evleri gezdikten sonra üç arkadaş kafa kafaya verirdik ve hangi eve gitmediğimizi tespit eder o eve de hücum ederdik. Erken gezmemizin bir nedeni de geç saatlerde bazı hanelerin bayram şekerleri biterdi. Öyle bir durum ile karşılaşmamak için haneleri erken gezerdik. İlginç ve bir o kadar da güzel olan şey diğer günlerde çocuklarıyla hasım olduğumuz mahalleleri de gezerdik. Çünkü bayram günü dövüş kavga olmazdı.

Tüm haneleri ziyaret ettiğimizden emin olduktan sonra üç arkadaş; hadi evlerimize gitmek için dağılalım derdik. Eve geldikten sonra şekerle dolu torbamı evin en güvenli bir yerinde sakladıktan sonra; sadece iki dini bayramda yapılan buğday ekmeği ile pirinç pilavından doyasıya yerdim. Yorgun vücudumun hareketleri yavaşlayınca beni deliksiz bir uykuya teslim ederdi. Ertesi sabah ilk işim torbayı sakladığım yerden çıkarıp şekerlerimi saymak olurdu. Bir daha bir daha sayardım. Şekerleri sayarken bazen bir veya iki tane yerdim. Yemeye kıyamadığım şekerlerim aylar sonra ancak biterdi.

Benim çocukluğumda her şey kıymetliydi. Bir çift lastik ayakkabıda, elle dikilmiş bir gömlek de ve delikli bir şekerde!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri