Medeniyetlerin uğrak yeri, şehir devletlerinin izlerini taşıyan ve Nuh Peygamber gibi bir zatın yattığı yer olan Cizre’mizi hayretle izliyoruz.
Sorulduğunda süslü cümleler kurar, “kadim medeniyet” sözünü ağzımızdan düşürmeyiz. Tasavvufun şahı Mela’dan, Da Vinci’ye ışık olan Ebul-İz’den, nice hayvan türüne pirlik yapmış Feqi’den ve daha nice şahsiyetten bahseder dururuz.
“ Ancak içimizden bir tek Ebul-İz ya da bir Mela yetiştiremedik.”
Tarih, kültür, sanat ve yazınsal anlamda bir eser bırakamadık. Cizre’nin temel dinamikleri neredeyse yok oldu. Nitelikli insan göçüyle bu kayıp, gün geçtikçe daha da artmaktadır.
Karmaşık bir yaşam hüküm sürüyor. Pakistan’ın kaotik çarşılarını andıran cadde, sokak ve pazar yerlerimiz var. Bir nizam ve düzen içerisinde değiliz. Hızlı tüketimin ve aşırı gergin bir sosyal çevrenin hâkim olduğu bir toplum yapısı ortaya çıkmaya başladı.
Gücü ve kudreti ellerinde bulunduranlar, cehaletten ve kalabalıklardan beslenmektedir.
Sokaklarımızı ve yaşam alanlarımızı keyfince kullanan, hak, hukuk ve adalet duygusundan mahrum, dinî hassasiyetleri olmayan insanlar toplumumuz için bir tehdit oluşturmaktadır.
Ez cümle; Cizre’miz sosyal çürümenin dibini yaşamaktadır. Sosyal ve siyasal enkazı kaldırmak zor olsa da Cizre’yi küllerinden yeniden doğurmak kolay olmayacaktır.