Bugün ayrılışı ile yeri doldurulamayan ve seksen üç yıllık ömrüne ilim irfan sığdırarak hoca hoca, şehir şehir, ülke ülke ilim tahsil etmek için gezen ve nice talebe yetiştiren Cizre ilim ve kültürüne büyük bir katkı sunan çok muhtrem seydam Molla Abdulkerim Özervarlı’nın on birinci seney-i devriyesindeyiz. Kendisini rahmetle ve özlemle anıyorum.
Her fırsatta ziyaret ettiğim ve her dersinde, sohbetinde ilim irfan aldığım muhterem seydamızı arar oluyorum. Bizim kendisiyle olan bağlarımız farklı farklı ve derindi. Rahmetli dedem Müftü Molla Mahmut Bilge’yi en iyi tanıyan ve onu en çok anlatan ve ona yine en çok bağlı seydalardandı. Müftü Mahmut Bilge onun hem seydası, hocası hem Müftüsü yani âmiri hem de adeta en yakın arkadaşıydı. Seyda Molla Abdulkerim, üstün zekâsı ve farklı beldelerde edindiği ilim tecrübesiyle, hocası Molla Müftü Mahmut Bilge’nin dinî, fennî ve sosyal ilimlerde bir derya olduğunun bilincindeydi. Bu sebeple, adeta çiçeğin etrafında pervane olan bir arı misali, ondan azami derecede istifade edebilmek için her daim yanında bulunur ve gittiği her yere onunla birlikte iştirak ederdi. Dedem Müftü Mahmut Bilge ile o kadar hatıratı vardı ki hepsi de ders çıkarılacak hatıratlardır. Yine bir gün seydam Mele Abdulkerim’in sonbetindeydik. Araştırmalar yaptığım için elimde kalem kağıt devamlı soru sorup aldığım cevap ve notlarımı yazıyordum. Bizzat seydadan dinlediğim bir hatıratı paylaşıyorum.
“Nisan ayının serin ama iç ferahlatan günlerinden biriydi… Doğa uyanmış, Cizre’nin tepeleri yeşilin en taze tonlarına bürünmüştü. Seyda Molla Abdulkerim Özer Varlı ve arkadaşları için bu mevsim, adeta bir gelenekti. Her yıl olduğu gibi yine piknik hazırlıkları yapılmış, Jı Kefta, Ayntirp ve Saklan gibi mesire yerleri konuşulmuştu. O günün adresi ise Caferi Sadık Tepesi olmuştu.
Münazaralar, sohbetler ve doğanın huzuru içinde vakit geçerken, o gün oraya doğru başka tefekkür için başka biri daha yaklaşmaktaydı: Müftü Mahmut Bilge…
Gezmek, tefekkür etmek, çevreyi gözlemleyip ibret almak onun en sevdiği meşguliyetlerdendi. İkindi vaktinden sonra sık sık Sitinefis, Bonê Cırf, Bonê Orduyê ve Caferi Sadık tepesi civarına çıkar; hem yürür hem düşünürdü.
O gün de adımlar onu talebesi olan Abdulkerim Özervarlı ve arkadaşlarının bulunduğu piknik alanına getirdi. Talebeler hocayı görünce büyük bir sevinçle ayağa kalktılar. Hürmetle karşıladılar ve hemen sofralarına davet ettiler. Müftü Mahmut Bilge bu daveti kırmadı. Hep birlikte oturup yemeklerini yediler, sohbet ettiler. Her şey son derece huzurlu ve sakindi…
Derken…
Uzaklardan yükselen bir ses, o huzurlu anı bir anda başka bir sorumluluğun çağrısına dönüştürdü.
Ezan okunuyordu.
O an, vakit değişti… ortam değişti… ve bir imtihan başladı.
Seyda Molla Abdulkerim anlatıyor:
Seydam Müftü Mahmut Bilge bana döndü, bakışları ciddi ve netti:
— “Mele Abdulkerim! Bong didê…” (Ezan okunuyor…)
Bu söz, bir hatırlatma değil; bir emir, bir görev çağrısıydı.
Hiçbir tereddüt göstermedim.
O an bulunduğum yerden fırladım. Caferi Sadık Tepesi’nin yokuşundan aşağıya doğru yönümü Cizre’ye çevirdim. Ne arkama baktım ne de durmayı düşündüm. Nasıl koştuğumu, nasıl bir hızla indiğimi bugün dahi hatırlayamıyorum.
Tek bir düşünce vardı zihnimde cemaatime yetişip görevimi yerine getirmekti.
Ben o sırada Hacı Hafız Camii’nin imamıydım. Bu mesafe, normalde yarım saatten aşağı sürmezdi. Ama o koştuğum anlar zaman nasıl geçti hiç fark edemedim. Nefes nefese kalmıştım.
Ve bir bakmışım camiye varmışım.
Hiç vakit kaybetmeden cemaatin önüne geçtim. Namazı kıldırdım. Tesbihatı yaptık. İçimde bir huzur vardı. Çünkü görev yerine getirilmişti.
Namazdan sonra tekrar yola koyuldum. Aynı yolu yeniden kat ederek Caferi Sadık Tepesi’ne, arkadaşlarımın yanına döndüm.”
Bu, bir hocanın talebesi üzerinden verdiği sessiz ama derin bir derstir.Müftü Mahmut Bilge’nin görev konusundaki ciddiyeti, şartlar ne olursa olsun vazifenin ihmal edilmemesi gerektiğini gösterir. Ve aynı zamanda bu, bir talebenin hocasına olan hürmetinin, mesleğine olan sadakatinin ve sorumluluk bilincinin en canlı örneğidir. O gün, belki camide imamlık yapabilecek başka birisi bulunabilirdi… Ama onlar görevlerini devretmeyi değil, bizzat yerine getirmeyi tercih ettiler. Zahmete katlandılar, yoruldular, koştular. Ama görevlerini aksatmadılar.
Pek çok defa ziyaretine gidip sohbetinde bulunduğum Seydam Mele Abdulkerim bende çok derin bir iz bırakmıştır. Hele ki bir edebiyatçı olarak onun edebi derinliğini dinlediğimde mest oluyordum. Melayê Cizîrî’yi onun dışında dinleyip de mest olduğum daha kimse çıkmadı. Zira seyda da buram buram Mela aşığıydı. Onun Fuzil ile Hafız-ı Şirazi ile karşılaştırmaları muhakemeleri ve tesbitleri dikkate şaytandır. Ve beyitleri şerh ederken de sanki Mela’nın yanında tedrisatta bulunmuş gibi anlatırdı. Sağlam Kürtçesi, Arapçası ve Farsçası ile zengin bir dünya evrenine sahipti. Rabbime şükürler olsun bu engin denizden bir katre de olsa kendisinden istifade edebildik.
Ayrıca seyda, Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerine de çok hakimdi. Risale-i Nur dersleri yapıldığında öyle ilmi izahatlar yapardı ki insan konuya tam muvafık olmuş oluyordu. Ve Bediüzzamın sahip olduğu o yüksek vehbi ilmine hayran kalışını da açıkça gösteriyordu.
Seyda derya deniz…
Anlatılacak çok şeyi var..
Dizinde talebe, arkasında cemaat olmak nasip oldu. Rabbim mekanını cennet eylesin. Cizreyi ilim irfan şehri yapan işte böyle kıymetli zatlardır. Daima anmak ve yâd etmek elzemdir.
Seyda Molla Abdulkerim Özervarlı Biyografisi Ailesi
Molla Abdülkerim Özervarlı, 1932 yılında Cizre’nin Alibey Mahallesi’nde dünyaya geldi. Babası, halk arasında Hacı Sait Abdi Abdulkadir olarak bilinen Hacı Said Efendi idi. Ailesi köklü bir ilim ve tasavvuf geleneğine sahipti. Büyük dedesi Şeyh Ali Efendi, Musul’dan Cizre’ye göç ederek burada yerleşmiş ve bu topraklarda ilim geleneğinin temellerinden birini oluşturmuştur.
Bu köklü geçmiş, Özervarlı’nın ilme yönelişinde belirleyici olmuş; daha çocukluk yıllarından itibaren onu medrese kültürünün içine dahil etmiştir.
İlk Eğitim Yılları ve Temel İlimler
Molla Abdülkerim Özervarlı, ilk eğitimini Cizre’de dönemin önemli isimlerinden biri olan Kuyumcu Hacı Selim Efendi’den aldı. Bu süreçte:
- Kur’an-ı Kerim,
- Mevlid,
- Mem û Zîn divanı
gibi temel eserleri okuyarak klasik medrese eğitiminin ilk basamaklarını tamamladı.
Bu ilk eğitim, onun hem dini ilimlerde hem de edebi metinlerde derinleşmesine zemin hazırladı.
Medrese Yolculuğu ve İlmi Derinleşme
1951 yılında ilmini ilerletmek amacıyla Zaho’nun Baviye köyüne gitti. Burada dönemin önde gelen alimlerinden ders aldı. Eğitim gördüğü hocalar arasında:
- Molla Ahmed Zahovi
- Seyyid Hasan Giriki
- Molla Ahmed Haseri
- Karslı Molla İbrahim
- Şeyh Zahit’in kardeşi Şeyh Ömer
- Molla İbrahim Sevik
- Silopili Seyit Hasan
- Beşirili Molla Ahmet
gibi birçok önemli isim yer aldı.
1953 yılında askerlik görevi nedeniyle eğitimine ara vermek zorunda kaldı. Ancak ilme olan bağlılığı burada da devam etti. Askerlik sırasında Bingöllü Molla Hüseyin’den Farsça dersleri alarak eğitimini kesintiye uğratmadı.
İcazet Süreci ve İlmi Yetkinlik
Askerlik sonrası yeniden medrese eğitimine dönen Özervarlı, ilmini daha da derinleştirdi. Bu dönemde ders aldığı önemli alimler şunlardır:
- Şeyh Muhammed Said Seyda (Şeyh Seyda)
- Seyyid Ali Fındiki
- Müftü Molla Mahmut Bilge
- Molla Yusuf Derşevi
Uzun yıllar süren bu yoğun eğitim sürecinin ardından, 1964 yılında Molla Yusuf Derşevi’den icazet alarak ilmi yetkinliğini resmen tamamladı.
İmamlık Hizmeti ve Talebe Yetiştirme
Molla Abdülkerim Özervarlı’nın ilmi birikimi, yalnızca öğrenmekle sınırlı kalmadı; o aynı zamanda güçlü bir eğitimciydi.
- 1955 yılında Vehside (Verimli) köyünde fahri olarak görev yaptı
- 1956 yılında Mushaf-ı Reş Camii’nde resmi imamlığa başladı
- Ardından Hacı Hafız Camii’ne tayin edildi
Burada uzun yıllar hizmet ederek emekli oluncaya kadar görevine devam etti. İmamlık yaptığı camilerde aynı zamanda medrese usulü dersler vererek çok sayıda talebe yetiştirdi.
1983 yılında emekli oldu; ancak ilmi ve manevi rehberliği hayatının sonuna kadar sürdü.
Dil ve Metin Okumalarına Hakimiyeti
Özervarlı, çok yönlü bir alim olarak dikkat çekmiştir. Anadili Kürtçenin yanı sıra:
- Türkçe
- Arapça
- Farsça
dillerini ileri seviyede bilmekteydi. Bu çok dillilik, onun hem klasik metinleri anlamasında hem de eser üretmesinde büyük rol oynamıştır.
Eserleri
Molla Abdülkerim Özervarlı, yalnızca ders veren bir müderris değil aynı zamanda üretken bir müellifti. Öne çıkan eserleri şunlardır:
- Ferhenga Çargoşe:
250 sayfa ve yaklaşık 4250 kelimeden oluşan Kürtçe-Türkçe-Arapça-Farsça sözlük. Bu eser, bölgenin dil mirasına önemli katkı sağlamıştır. - Nûbihar Mevlidi:
Dini ve edebi yönü güçlü bir mevlid çalışmasıdır. - Gülistan Tercümesi:
Sadi Şirazi’nin meşhur eseri Gülistan’ın Kürtçeye tercümesidir. Bu çalışma, klasik edebiyatın bölge halkına ulaştırılmasında önemli bir köprü olmuştur.
Aile Hayatı ve Vefatı
Evli ve altı çocuk babası olan Özervarlı’nın çocukları da ilim yolunda ilerlemiştir. Oğullarından Said Özervarlı, akademik alanda önemli bir isim olarak öne çıkmaktadır.
Molla Abdülkerim Özervarlı, 29.04 2015 tarihinde vefat ederek ardında derin bir ilim mirası ve yetiştirdiği talebelerle yaşayan bir gelenek bırakmıştır.
Molla Abdülkerim Özervarlı’nın hayatı, medrese geleneğinin 20. yüzyıldaki en önemli temsil örneklerinden biridir. O, ilmi öğrenen, öğreten ve yazan bir alim olarak; Cizre’nin kültürel ve dini hayatında silinmez izler bırakmıştır.
Katkılarından dolayı rahmetli seydamızın oğlu “Faruk Özervarlı”ya çok teşekkür ederim.