Birlikte Dibe Çekilmek: Yengeç Yasası

 Haftanın Gündemi
Toplumların geri kalmasının nedenlerini yalnızca ekonomik imkânsızlıklarda, yetersiz kaynaklarda veya dış koşullarda aramak doğru değildir.

Toplumların geri kalmasının nedenlerini yalnızca ekonomik imkânsızlıklarda, yetersiz kaynaklarda veya dış koşullarda aramak doğru değildir. Bazen bir toplumun önündeki en büyük engel, kendi içindeki ilişkilerde, dayanışma anlayışında ve birbirine karşı geliştirdiği tutumlarda gizlidir. İnsanların birbirini desteklemek yerine engellediği, ortak çıkarların kişisel hesaplara kurban edildiği toplumlarda ilerlemek giderek zorlaşır.

Bu durumu anlatan çarpıcı bir metafor vardır: Yengeç Yasası.

Bir kovaya birkaç yengeç koyduğunuzu düşünün. İçlerinden biri kovadan çıkmak için yukarı tırmandığında diğerleri onun bacaklarından tutarak aşağı çeker. Birinin kurtulma çabası diğerlerinin müdahalesiyle sonuçsuz kalır. Üstelik kovanın üzeri kapalı değildir. Her biri dışarı çıkabilecek durumdadır. Ancak birbirlerini aşağı çektikleri için hiçbiri bulunduğu yerden kurtulamaz.

Bu hikâye, insan topluluklarının zaman zaman içine düştüğü kısır döngüyü anlatan güçlü bir benzetmedir. Çünkü bazı toplumlarda insanlar birlikte yükselmenin yollarını aramak yerine birbirlerinin yükselmesini engellemekle meşgul olur.

Toplumsal Dayanışmanın Yerini Kişisel Hesaplar Aldığında

Toplumları ayakta tutan en önemli değerlerden biri dayanışmadır. İnsanların yalnızca kendi çıkarlarını değil, içinde yaşadıkları toplumun ortak geleceğini de düşünmeleri gerekir. Ancak dayanışmanın yerini kişisel hesaplar, dar çevre ilişkileri ve çıkar çatışmaları aldığında toplumsal bağlar zayıflamaya başlar.

Birinin elde ettiği başarı takdir edilmek yerine sorgulanır, bir başkasının ortaya koyduğu fikir desteklenmek yerine itibarsızlaştırılır. Topluma katkı sunmak isteyen insanlar, yaptıkları işin niteliğinden çok kimlerle hareket ettikleri üzerinden değerlendirilir.

Böyle bir ortamda ortak bir değer üretmek giderek zorlaşır. İnsanlar birlikte iş yapmaktan çekinir, birbirine güvenmekte zorlanır ve toplumsal meseleler karşısında ortak tavır geliştiremez.

Asıl kayıp da burada başlar. Çünkü bir toplumun enerjisi sorunları çözmeye değil, kendi içindeki anlaşmazlıklarla mücadele etmeye harcanır.

Siyasette, Sivil Toplumda ve Yerel İlişkilerde Yengeç Yasası

Yengeç Yasası’nın en belirgin yansımalarından biri toplumsal temsil ve örgütlenme alanlarında görülür.

Bir şehirde ortak sorunların çözümü için bir araya gelmesi gereken insanlar, zaman zaman kişisel rekabetlerin ve geçmiş hesaplaşmaların içine sürüklenir. Sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ve yerel dinamikler ortak hedefler etrafında güç birliği oluşturmak yerine kendi iç çekişmeleriyle gündeme gelir.

Siyasette farklı düşüncelerin varlığı doğal ve gereklidir. Ancak düşünsel rekabetin yerini kişisel husumet aldığında siyaset, toplumsal sorunlara çözüm üretme işlevinden uzaklaşır. Bir fikrin değerini ortaya koyduğu sonuçlarla değil, kimin tarafından dile getirildiğiyle ölçmeye başladığımızda ortak akıl da zayıflar.

Benzer durum yerel kalkınma çabalarında da karşımıza çıkar. Bir kentin ekonomik, kültürel ve sosyal gelişimine katkı sunabilecek bir girişim, bazen sırf başka bir çevreden geldiği için yeterince desteklenmez. Başarılı bir organizasyon, toplumsal bir proje veya yeni bir yatırım, ortak kazanım olarak görülmek yerine kişisel başarı hesabına dönüştürülür.

Oysa bir şehrin gelişmesi, yalnızca belirli kişilerin veya grupların başarısı değildir. Ortaya çıkan her olumlu sonuç, o şehirde yaşayan herkesin ortak kazanımıdır.

Liyakat Yerine Yakınlık, Başarı Yerine Aidiyet

Toplumsal ilerlemenin önündeki önemli engellerden biri de insanların yetenekleri ve ürettikleri değer üzerinden değil, yakınlıkları ve aidiyetleri üzerinden değerlendirilmesidir.

İşini iyi yapan bir insanın önünün açılması gerekirken farklı ilişkiler, kişisel rekabetler veya çevresel baskılar nedeniyle geri planda bırakılması yalnızca o kişiye haksızlık değildir. Aynı zamanda toplumun ortak imkânlarının da israf edilmesidir.

Bir kurumda başarılı olanın desteklenmesi, bir genç girişimcinin cesaretlendirilmesi, bir akademisyenin, sanatçının veya toplumsal çalışma yürüten bir insanın emeğinin karşılık bulması gerekir.

Fakat başarıyı ödüllendirmek yerine onu tartışma konusu hâline getiren bir anlayış yerleştiğinde insanlar üretmekten çok kendilerini korumaya yönelir. Böylece yetenekler körelir, yeni fikirler geri çekilir ve toplum kendi potansiyelini kullanamaz hâle gelir.

Kutuplaşma ve Birbirini Dinleyemeyen Toplum

Yengeç Yasası’nın bir başka boyutu da toplumsal farklılıklar karşısında ortaya çıkar. İnsanların düşünceleri, kimlikleri, yaşam biçimleri ve dünya görüşleri farklı olabilir. Bir arada yaşamanın temel şartı, bu farklılıkları ortadan kaldırmak değil, onlarla birlikte yaşayabilme kültürünü geliştirmektir.

Ancak farklı düşünen insanları dinlemek yerine onları dışlamak, eleştirmek yerine düşmanlaştırmak ve ortak sorunları konuşmak yerine sürekli ayrışma üretmek toplumsal hayatı daraltır.

Bir kesimin başarısını diğerinin kaybı olarak görmek, bir grubun ilerlemesinden rahatsız olmak veya farklı bir çevrenin ortaya koyduğu olumlu çalışmayı görmezden gelmek, aslında aynı kovanın içinde kalmayı kabullenmektir.

Oysa toplumların ihtiyacı daha fazla ayrışma değil, farklılıkları koruyarak ortak gelecek oluşturabilme becerisidir.

Birbirimizi Aşağı Çekerek Gelecek Kuramayız

Toplumların gelişmesi, yalnızca ekonomik büyümeyle veya fiziksel yatırımlarla ölçülemez. Güven duygusu, adalet anlayışı, liyakat, dayanışma ve ortak sorumluluk bilinci de gelişmenin temel unsurlarıdır.

Birbirinin başarısını kıskanan, emeğini küçümseyen, farklı düşüncesini tehdit olarak gören ve ortak değerler yerine kişisel hesapları öne çıkaran bir toplumun uzun vadeli bir kalkınma hikâyesi yazması kolay değildir.

Çünkü ilerleme, birilerinin geride bırakılmasıyla değil, daha fazla insanın birlikte ilerleyebilmesiyle anlam kazanır.

Artık birbirimizin ayağından tutmayı değil, birbirimize omuz vermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Başarılı insanları aşağı çekmek yerine onların önünü açmak, farklı düşünceleri susturmak yerine onlardan yararlanmak ve kişisel rekabetleri toplumsal dayanışmanın önüne koymamak zorundayız.

Unutmayalım ki bir toplumun gerçek gücü, en başarılı insanını ne kadar aşağı çektiğiyle değil, onun başarısını ne kadar ortak değere dönüştürebildiğiyle ölçülür.

Kovanın içinde birbirimizin bacaklarından tutarak beklemek de mümkündür, birbirimize destek olarak dışarı çıkmak da…

Mesele, kimin önce yükseleceği değil, birlikte yükselebilecek bir toplumsal anlayışı inşa edebilmektir. Çünkü birbirini aşağı çekenlerin ortak kaderi değişmez: Herkes aynı kovada kalır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri