İnsan, olaylara ve dünyaya bakarken çoğu zaman kendini bağımsız bir özne zanneder. Sanki attığı adımlar yalnızca kendisini ilgilendiriyormuş gibi davranır. Oysa gerçeklik bunun tam tersidir.
Yeryüzünde atılan her adım, yalnız bugünü değil, geleceğin düşünsel ve toplumsal çerçevesini de şekillendirir. Hiçbir davranış yalnızca bireysel kalmaz. İnsan, farkında olsa da olmasa da her zaman bütünün içindedir.
Bu yüzden toplumdan, kamudan ve dünyadan kopuk bir “birey” fikri aslında bir yanılsamadır. Kendini sorumluluklardan soyutlamak özgürlük değil; çoğu zaman pervasızlıktır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur:
Bireysel çıkarların, etik ilkelerin önüne geçmesi.
Meslek, ideoloji ya da kişisel ihtiraslar uğruna ortak değerlerin çiğnenmesi yalnızca bugünü değil, birlikte yaşayabilme ihtimalimizi de zedeliyor. Çünkü etik, bir süs değil; ortak hayatın temelidir. Onsuz ne güven kalır ne de gelecek.
Tam da bu noktada akıl ve teknoloji devreye giriyor.
İnsanlık tarihinde ilk kez, yalnızca bireysel zekâya değil; kolektif ve dijital bir akla da sahibiz. Yapay zekâ, veri ağları ve dijital sistemler artık hayatın her alanında. Üstelik bu sistemler, etik kuralları ve ortak standartları yerleştirme konusunda sandığımızdan daha etkili.
Kısacası yeni çağ, keyfiliğe pek alan bırakmıyor.
Şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamusal sorumluluk giderek zorunluluk haline geliyor. Dijital çağda hiçbir davranış tamamen görünmez değil. Bu durum, insanı ister istemez daha etik bir zemine doğru itiyor.
Dolayısıyla bugün bireyden beklenen şey çok net:
Hümanist bir çerçevede düşünmek.
Evrensel değerleri öncelemek.
Ortak yararı kişisel çıkarın önüne koymak.
Çünkü dünyadan kopuk, yalnız ve sadece kendisi için yaşayan insan modeli artık geçmişte kaldı. Yeni zamanın dili; hakkaniyet, tarafsızlık ve kamusal fayda.
Bu fikirler aslında yeni değil. Binlerce yıllık düşünce tarihinin süzülmüş mirası bunlar. Fakat bugün ilk kez bu kadar görünür, bu kadar somut ve bu kadar zorunlu hale geliyorlar. Dijital çağ, adeta kadim etik ilkeleri kristalleştiriyor.
Elbette hâlâ bu değerlere aykırı hareket eden aktörler ve krizler var. Ancak bilgi çağının oluşturduğu yeni paradigma, bu sapmaları kalıcı bir yön olarak kabul etmiyor. Tarih, artık daha kolektif bir akılla akıyor.
Ve belki de ilk kez, insanlık gerçekten şunu fark ediyor:
Ya birlikte yaşayacağız,
ya da hiçbirimiz tam anlamıyla yaşayamayacağız.