BİR MEDENİYETİN SON İLMEKLERİ VE ŞIRNAK’TA SESSİZCE YOK OLAN SANAT ‘ÇELTE’

Cihan Harbi’nden sonra Çarlık Rusya’sı, Finlandiya’yı kendi hegemonyasına dâhil etmek adına işgal eder.

Cihan Harbi’nden sonra Çarlık Rusya’sı, Finlandiya’yı kendi hegemonyasına dâhil etmek adına işgal eder. Lâkin askerî erk; Fin ülkesinin yoksulluk, bataklık ve kayalık alanlarla kaplı olduğunu fark edince işgalden vazgeçer. Son derece olumsuz coğrafi yapısından dolayı işgal edilmekten azade kalan Finlandiya, bugün dünyanın en modern, yaşam kalitesi en yüksek ülkeleri arasında yer almaktadır.
Diğer tarafta ise buram buram medeniyet kokan bir Şırnak var…
Her taşında bir hikâye, her sokağında bir hatıra, her insanında bir asalet saklıdır. Değerleriyle tarihe istikamet, insanlığa rehber, geleceğe yön verecek kadar anlam yüklü olmasına rağmen, kentin içinde bulunduğu durum kıyasla oldukça ironidir.
Nitekim toplum tarihinden bihaber olsa da Şırnak, öyle sıradan bir şehir değildir!
O; kadim zamanların nefes aldığı, kültürün ilmek ilmek dokunduğu, tarihin yaşayan bir şahididir. Düşünebiliyor musunuz? Sadece ‘çelte’ diye tabir edilen tek bir sanatındaki maharete, bilgeliğe, anlama bakın…
Keza ‘sanatın dili’ tabiri, işte burada dahil olmuştur literatüre…
Evet, bu büyük ifade tam da bu topraklara matuftur. Ve o dil, en çok burada konuşur.
Çünkü burada sanat; bir süs değil, bir kimliktir. Bir eşya değil, bir hafızadır.
Lakin…
Ne hazindir ki böylesine azametli bir medeniyetin sessiz hazineleri bugün yok oluşun eşiğinde can çekişmektedir. Şırnak’a has tiftik dokuma çantalar… Yani halk arasında ‘çelte’ diye bilinen o mütevazı ama derin anlam yüklü eserler… Bunlar yalnızca bir çanta değildir! Bir annenin duasıdır… Bir ustanın alın teridir… Bir coğrafyanın kaderidir!Bu sanatın doğuşu bile belli başına bir sabır imtihanıdır. Şırnak yaylalarının asi ama bereketli keçilerinden elde edilen tiftik…
Önce kırpılır. Sonra temizlenir. Dövülür, ayıklanır, harmanlanır…
Ve nihayet ustanın nasırlı ellerinde ipliğe dönüşür.
Öyle fabrikalarda değil… Öyle makinelerin hoyrat dişlileri arasında hiç değil… Tamamen insanın ruhuyla yoğrulur!
Renk mi?
O da doğadan… Topraktan… Bitki köklerinden… Paslı demirin sabrından süzülür.
Yani bu çantada ne varsa, hepsi hakikat ürünüdür! Hepsi bu toprağın özüdür! Ve işte tam burada sanat konuşmaya başlar…
Zira kadının çantası daha renkli olur…
Daha nakışlı, daha zarif… Püskülleri bile bir mesaj taşır: Kapalıysa evlidir… Açıksa, renkliyse bekârdır!
Erkeğin çantası ise daha sade… Daha vakur… Daha ağırdır… Püskülü bile herkese nasip olmaz. Çünkü o, bir duruşun, bir asaletin nişanesidir. Emeğin verdiği mesaja bakarmısınız?
İşte budur “sanatın dili”! Sessiz… Ama haykıran bir dil!
Ancak bugün… O dil susuyor! Modern dünyanın sahte parıltısı altında bu kadim sanat, “tasarım ürünü” diye vitrinlere taşınırken… Doğduğu topraklarda yetim bırakılıyor.
Ustalar birer birer hayattan çekiliyor… Tezgâhlar sahipsiz… İlmekler yarım kalıyor…
Ve en acısı… Bu mirası devralacak eller artık yetişmiyor!
Gerçek şu ki:
Usta sayısı her geçen gün azalıyor. Genç nesil bu sanatı bilmiyor. Fabrikasyon ürünler ruhu boğuyor. El emeği, değerinin altında eziliyor.
Ve böylece…
Şırnak’ın tiftik çantaları artık sadece bir eşya değil.. Kaybolmaya yüz tutmuş bir medeniyetin son şahitleri hâline geliyor!
Unutmayalım!
Bir millet önce el hünerlerini kaybeder… Sonra hafızasını… Hafızasını kaybeden bir toplum ise kendi hikâyesini yazamaz! Başkalarının kaleminde bir gölgeye dönüşür!
Ve şimdi…
Şırnak’ın o mütevazı ama vakur çantaları bize son bir söz söylüyor:
‘Bizi TAŞIMAYIN… Bizi YAŞATIN!’

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazar Yazıları Haberleri