ARTIK YETER: SESSİZ KALAN HERKES BU VEBALİN ORTAĞIDIR!

Bir toplumun çöküşü asla savaşla başlamaz…

Önce vicdan ölür. Sonra merhamet susar. Ve nihayetinde insanlık toprağa gömülür. Zira bu hal ve davranışla dün bir şeyimizi, günümüzde ise ‘her şeyimizi’ kaybeder duruma geldik…
Bugün maalesef tam da böylesi bir karanlığın içerisinden geçiyoruz. Özellikle gençler üzerinden okullarda yaşanan vahşet görüntüleri, cinneti aşan saldırılar, akıl tutulmasına dönüşen facialar artık münferit değildir. Bunlar, çürüyen toplumsal yapının dışa vuran feryadıdır. Ve acı olan şudur ki; bu çöküş yıllardır göz göre göre geliyorum dedi.
Defalarca yazdık! Defaatle uyardık. ‘Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir’ dedik…
Lakin gayretimize rağmen, ne ders alan oldu! Nede umursayan! Anlatamadık önceden olacakları vicdanlara!!!
Toplum; ilmi, ahlakı, irfanı, terbiyeyi ve vicdanı ikinci plana itti. Gençlerin ruh dünyasında büyüyen öfke, yalnızlık, kimliksizlik ve manevî çöküş görülmek istenmedi. Herkes gününü kotarmanın, menfaat devşirmenin, kendi küçük dünyasını büyütmenin peşine düştü. Sonra da ortaya çıkan vahşet karşısında koro halinde ağıtlar yükselmeye başladı.
Halbuki mesele bugün değildir…
Mesele yıllardır ihmal edilen İNSAN meselesidir.
Nitekim bir çocuğun kalbi boş bırakılırsa; o boşluğu ya merhamet doldurur ya da karanlık…
Günümüzde okullarda, sokaklarda, şehirlerin ortasında üzülerek şahit olduğumuz taşkınlıklar, vahşet; yalnız güvenlik problemi değil, aynı zamanda büyük bir medeniyet kırılmasıdır.
Ve daha vahimi…
Peygamber yurdu olan; makamların, evliyaların, âlimlerin gölgesinde büyüdüğü kadim Şırnak’ta yaşanan bazı hadiselerin, izahı kalmamıştır. Sırf arazi tamahı uğruna insanların birbirine düşman kesilmesi, onlarca kişinin birkaç savunmasız insanı adeta linç edercesine saldırması, yaşı kemale ermiş insanların hunharca dövülmesi; ne töreyle, ne insanlıkla, ne vicdanla, ne de Şırnak’ın kadim ahlakıyla bağdaşır.
Bu; açık ve net şekilde bir vahşetin göstergesi, bir çürümenin nişanesidir.
Zira bu topraklar bir zamanlar misafire hürmeti ibadet bilen insanların yurduydu.
Bu şehirde büyüğün sözü kanun, mazlumun duası emanet sayılırdı.
Bir yetimin gözyaşı, bir aşireti ayağa kaldıracak kadar ağırdı.
Şimdi ne oldu?
Ne oldu da menfaat, insanlığın önüne geçti?
Ne oldu da toprak sevgisi değil, arazi hırsı insanları birbirine düşürdü?
Ne oldu da edep, yerini öfkeye; hikmet ise yerini hoyratlığa bıraktı?
Cevap acıdır…
Toplum kendi cevherini unuttu.
Kendi âlimlerine sırt döndü.
Kendi büyüklerini yalnız bıraktı.
Kendi kültürünü küçümsedi.
Kendi tarihini terk etti.
Ve en önemlisi de siyaset ehlinin şarlatanlara olan muhabbeti, ‘ayakları baş yaptı’ bu mukaddes topraklarda. Haliyle bereket ve huzur gibi ulvi değerler, maalesef yerini menfaat ve kaosa bıraktı….
Halbuki bir millet; hafızasını kaybettiği gün çözülmeye başlar.
Şayet bir toplum; kendisine yön verecek âlimlerine, kanaat önderlerine, irfan sahiplerine kulak vermezse…
Şayet gençlerini yalnız ekranların, öfkenin ve yozlaşmanın insafına bırakırsa…
Şayet büyüğüne saygıyı, küçüğüne merhameti kaybederse…
Ortaya çıkan şey medeniyet değil; FACİA olur.
Bugün hâlâ vakit vardır. Ama yarın çok geç olabilir. Artık herkes kendine gelmelidir. Aileler susmamalıdır. Okullar yalnız diploma veren kurumlar olmaktan çıkmalıdır. Kanaat önderleri cesur olmalıdır. Şehrin vicdan sahibi insanları, suskunluk zırhını parçalamalıdır.
Çünkü bazen susmak da zulmün ortağı olmaktır.
Ve unutulmamalıdır:
Bir şehir önce taşlarını değil, ahlakını kaybettiğinde yıkılır…
Bir toplum önce ekonomiden değil, vicdandan iflas ettiğinde çöker…
Ve bir millet kendi öz evlatlarını karanlığa teslim ettiğinde artık yalnız bugünü değil, yarınlarını da kaybeder. Yarın Çok Geç Olmadan…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri