Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Akran Zorbalığını Araştırma Alt Komisyonu'nun hazırladığı rapora göre her 7 çocuktan biri zorbalık mağduru. Rapora göre 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i zorbalığa uğruyor.
Okul, çocukların sadece akademik bilgi edindiği bir yer değil; aynı zamanda karakterlerinin, özgüvenlerinin ve sosyal becerilerinin şekillendiği bir alandır. Ancak ne yazık ki bu alan, bazı çocuklar için bir gelişim ortamı değil; bir mücadele sahasına dönüşebiliyor. Son yıllarda giderek artan akran zorbalığı vakaları, artık görmezden gelinemeyecek bir toplumsal sorun haline geldi. Bu sorun yalnızca mağdur çocukları değil, zorbalık yapan çocukları, aileleri ve eğitim sisteminin bütününü ilgilendiriyor. Ben bu durumu sadece gözlemleyen biri değilim. Üzülerek söylemeliyim ki bizzat kendi kardeşimde yaşadık. Kardeşimin okuldan soğumasına, akademik başarısının giderek düşmesine, içine kapanmasına ve sonunda okul değiştirmek zorunda kalmasına tanıklık ettik. Bu yüzden biliyorum ki akran zorbalığı, “çocuklar arasında olur böyle şeyler” denilerek geçiştirilecek bir mesele kesinlikle değildir.
Zorbalık yapan çocuk, çoğu zaman sadece “kötü” bir çocuk değildir. Araştırmalar gösteriyor ki bu çocukların önemli bir kısmı; evde sağlıklı iletişim kuramayan, duygularını ifade etmeyi öğrenememiş, öfke kontrolü gelişmemiş ya da bizzat kendisi de farklı ortamlarda zorbalığa maruz kalan çocuklardır. Bu da gösteriyor ki, zorbalık; çoğu zaman öğrenilmiş bir davranıştır. Bu noktada yapılması gereken şey sadece cezalandırmak değil, davranışın kaynağını anlamak ve dönüştürmektir.
Peki nasıl?
- Çocuğa empati becerisi kazandırılmalı
- Duygularını ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturulmalı
- Sınırlar net ve tutarlı şekilde çizilmeli
- Aile içinde saygı temelli bir iletişim kurulmalı
Unutulmamalıdır ki, zorbalık yapan çocuk da aslında bir alarm verir.
Okulun Rolü
Akran zorbalığıyla mücadelede en kritik alan okullardır. Çünkü zorbalık en çok orada yaşanır ve çoğu zaman da orada görünmez hale gelir. Burada okul yönetimi ve öğretmenlere düşen rol, yalnızca “olay olduğunda müdahale etmek” değildir. Asıl sorumluluk, önleyici bir sistem kurmaktır. Bu ne demek?
- Okullarda açık ve net bir zorbalık karşıtı politika olmalı
- Öğrenciler, zorbalığın ne olduğu konusunda bilinçlendirilmeli
- Empati duygusunu geliştirecek etkinlikler yapılmalı
- Öğretmenler bu konuda özel eğitim almalı
- Rehberlik servisleri aktif ve ulaşılabilir olmalı
- Şikâyet mekanizmaları güvenli ve gizli şekilde işletilmeli (Bu madde çok önemli)
Bir diğer önemli madde ise: Bir öğretmenin “görmezden gelmesi” aslında zorbalığı dolaylı olarak onaylamasıdır. Çocuklar çok iyi gözlemler. Eğer yetişkinler sessiz kalıyorsa, bu davranışın kabul edilebilir olduğunu düşünürler. (Amacım hiçbir öğretmeni zan altında bırakmak değil, olası bir durumun önüne geçilmesini sağlamaktır.)
Aile ve Okul İş Birliği: Gerçek Çözüm Burada Başlıyor
“Aile ve okul iş birliği” çoğu zaman söylenir ama nadiren gerçekten uygulanır. Oysa etkili bir mücadele için bu iş birliği şarttır.
Nasıl olmalı?
Aileler çocuklarını sadece akademik başarı üzerinden değerlendirmemeli, davranışsal değişimleri fark etmeli ve ciddiye almalıdır. Okulla düzenli iletişim kurulmalı, sorun ortaya çıktığında suçlu aramak yerine çözüm odaklı yaklaşılmalıdır. Okul, aileyi sürecin dışında bırakmamalıdır. Bilgilendirmeli, yönlendirmeli ve birlikte hareket etmelidir. Çünkü bu mesele tek taraflı çözülemez. Bir çocuğu korumak bir toplumu korumaktır. Akran zorbalığı bireysel bir sorun değil, görmezden gelindikçe büyüyen bir toplumsal çürümenin işaretidir. Bugün bir çocuğun kalbinde oluşan yara, yarının yetişkininde davranışa dönüşür. Eğer biz bugün müdahale etmezsek, yarın daha büyük sorunlarla karşılaşırız. Her çocuk, kendini güvende hissedeceği bir ortamı hak eder. Her çocuk, olduğu haliyle kabul görmeyi hak eder.
Ve hiçbir çocuk, yalnız bırakılmamalıdır. Çünkü bazen bir çocuğu kurtarmak, sadece onu değil, geleceği de kurtarmaktır.
El ele verip geleceği kurmak dileğiyle.