TARİHİ ŞIRNAK KASIRLARININ KÜLTÜRÜMÜZDE YERİ VE ÖNEMİ

Kökeni oldukça eskilere dayanan tarihi Şırnak Kasırları, sadece taş ve harçtan ibaret yapılar değildir. Bu yapılar; Şırnak beyliğinin, Şırnak toplumunun Hafızası, Kimliği ve Mirasının en önemli yapı taşlarını simgelemektedir.

Kökeni oldukça eskilere dayanan tarihi Şırnak Kasırları, sadece taş ve harçtan ibaret yapılar değildir. Bu yapılar; Şırnak beyliğinin, Şırnak toplumunun Hafızası, Kimliği ve Mirasının en önemli yapı taşlarını simgelemektedir. Özellikle Şırnak otoritesinin, sosyal düzeninin ve kültürel geçmişinin mekânsal karşılığı olarak öne çıkmaktadır. Nitekim Şırnak’ın beylikler dönemindeki yönetim merkezleri olarak işlev görmüştür. Bu yapıların varlığı, hassaten bölgenin yalnızca periferide kalan bir coğrafya olmadığını, aksine kendi siyasal aklını ve idari geleneğini de üretebilen önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Mezkûr yapılar saray ihtişamından çok, stratejik ve mütevazı olarak inşa edilmişlerdir. Buda bölgemizin önemli bir ayrıcalığını nakşetmektedir. Unutmayalım bölgemizdeki her bir yapı, eser, gelenek, yontu, türkü ve hikâyeler; Yaşanmış bir vakıayı, köklü bir geçmişi ve tarihi bir özelliği temsil etmektedir. Şırnak Kasırları; Hem savunma, hem de barınma ile birlikte YAŞAMSAL BİR MERKEZ olma özelliği taşımaktadır. Tabiatıyla klasik saray ve kalelerden ziyade, yönetim merkezi, misafirhane ve ilmi toplantı mekânı olarak tasarlanmış ve kullanılmıştır. Bu yapıların başka önemli bir özelliği de; Medrese, tekke ve ilim halkalarıyla iç içe olmasıdır. Zira birçok kasır: Âlimleri ağırlamış, Ulema meclislerine ev sahipliği yapmış, Siyasi güç ile İlmi otoriteyi aynı çatı altında buluşturmuştur. Bu yönüyle sadece yapı olarak değil, düşünce ve irfan mekânları olarak ta tasavvur edilmiştir. Haliyle düğünler, divanlar, barış görüşmeleri, ilim meclisleri ve toplumsal kararlar bu mekânlarda şekillenmiş ve hayata geçirilmiştir. Zikredildiği üzere tarihi Şırnak kasırları, yalnızca birer mimari unsur değil, toplumsal dayanışmanın ve kültürel aktarımında birer mekânı konumunda bulunmaktadır. Ayrıca yerel taş işçiliği, iklime uygun planlama ve savunma refleksiyle inşa edilen kasırlar, Şırnak’ın yerel mimarlık bilgisini de ortaya koymaktadır. Heybetli kasırlarımız gösterişten uzak ama işlevsel; sade ama vakur bir mimari anlayışın ürünüdür. Bu da bölgenin estetik anlayışının Batı merkezli kalıplara indirgenemeyeceğini kanıtlar. Kasırlar, Şırnak’ın tarih sahnesinde kesintisiz bir yerleşim ve medeniyet alanı olduğunu belgeleyen somut delillerdir. Bugün ihmal edilen ya da yok olmaya terk edilen her kasır, aslında toplumsal hafızanın kaybı ve kültürel erozyonun yaşanmasına sebep olmuştur. Sonuç olarak; Tarihi Şırnak kasırlarını korumak, romantik bir nostalji değil; Kültürel egemenlik ve tarihsel sorumluluk meselesidir. Kasırlarına, doğal olarak kültür ve tarihine sahip çıkmayan bir şehir, geçmişinin tarumar edilmesine, geleceğinin de ipotek altına alınmasına razı olmuş demektir. Maalesef birçok alanda olduğu gibi bu toprakların sözü, izi ve geçmişi hükmünde olan tarihi Şırnak kasırlarını da hep beraber tarihe gömdük ve bu bizim telafisi imkânsız büyük ayıbımızdır. Peki ders çıkardık mı? İşte orası muamma! Bu vesileyle üniversitemizin eski rektörü Prof. Dr. Sn Mehmet Emin ERKAN’IN ilgi ve himmetleriyle yine üniversitemiz uhdesinde AĞAYÊ SOR KASRI aslına uygun olarak inşa edilmiş ve Şırnak’ın tarihi envanterine kazandırılmıştır. Kendilerine minnet ve şükran duygularımı ifade ediyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Şırnak Haberleri