25 Eylül 2021

ŞIRNAK HABER

Haktan Yana Halkın Yanında

SEYDA MELE MEHMET ECE’DEN NUH (A.S.), GEMİ VE TUFAN HAKKINDA BİLGİLER

NUH (A.S.), GEMİ VE TUFAN HAKKINDA BİLGİLER
Kuran-ı Kerim ve Muteber Kaynaklardan Bir Özet(ve “Ey toprak suyunu yut! Ey gök sen de tut!” denildi. Su çekildi; hüküm yerini buldu; gemi Cûdî’nin üzerine oturdu; zulmeden bu halk için "uzak olsunlar!" denildi.)

Nuh’un gemisi… Hakkında yüzyıllardır, belki de binlerce yıldır konuşulan, araştırılan, yeri tespit edilmeye
çalışılan, tüm kutsal kitaplarda bahsedilen müthiş, devasa gemi. Üzerinden bunca yıl geçtiği için bilimsel
olarak kanıtlarına ulaşılması ancak samimiyet ve sabırla mümkün olacak bir gemi. Bugüne kadar yapılan
araştırmaların sonuçsuz kaldığı veya aşağıdaki bilgiler ışığında bahsedeceğimiz, belki de yanlış yerde
aranmış, gerçekte bulunduğu bölgede araştırma yapılmamış, yapılamamış, bu yüzden de yeri tespit
edilememiş gemi.
Gemi ile ilgili bilinen bilgiler siyasi veya insan eliyle belirlenebilecek bir durum değildir. Bu konu dini bir
gerçektir. Geminin nerede durduğu bilgisi, bilimsel olarak ta doğruluğu defalarca kanıtlanmış tek kutsal
kitap olan Kur’an-ı Kerim’den elde edilebilecek bir bilgidir. Kur’an-ı Kerim’in Hud suresinde geminin Cudi
üzerinde durduğu yazılmıştır.
Bazı kaynaklarda Hz. Nuh’un (a.s.) gemisinin Sinop’ta, bazılarında da Ağrı Dağı’nda durmuş olduğu ileri
sürülmektedir. Kur’an-ı Kerim’in Hud suresinin 44. Ayetinde, geminin durduğu yer olarak geçen Cudi,
Şırnak-Silopi arasındaki Cudi Dağı’nı işaret etmiş olabilir. Gerek Silopi’nin Doder/Dader (“..çıktı”, su çıktı)
isimli köyü, gerekse Hz. Nuh’un (a.s.) kabri ve daha birçok ipucu bu iddiayı kuvvetlendirmektedir. Kur’an-ı
Kerim’in Kamer suresinin 11. ve 12. ayetlerinde Allah (c.c.), gök kapılarını açıp sağanak halinde yağmur
yağdırdığını, yerden de kaynaklar fışkırttığını ve gökten yağan yağmurla yerden fışkıran suların birbirine
katıldığını bize bildiriyor. Tufanın sonunda Hud suresinin 44. ayetinde Allah (c.c.) göklere ve yere hitaben:
“ ve “Ey toprak suyunu yut! Ey gök sen de tut!” denildi. Su çekildi; hüküm yerini buldu; gemi Cûdî’nin
üzerine oturdu; zulmeden bu halk için "uzak olsunlar!" denildi. ” buyurmaktadır. Kur’an-ı Kerim’deki şu
surelerde Nuh ve tufandan bahsedilmektedir: Ali İmran, Nisa, En’am, Araf, Tevbe, Yunus, Hud, İbrahim,
Nahl, Meryem, Enbiya, Hac, Muminun, Furkan, Şuara, Ankebut, Ahzab, Saffat, Sad, Mumin, Şura, Kaf,
Zariyat, Necim, Kamer, Hadid, Tahrim ve Nuh.
Konuyla ilgili dini birçok rivayetler de mevcuttur. Bu rivayetlerden, araştırmacıların ve din alimlerinin en
çok itibar ettiği kaynaklardan bazı bilgileri de toparlamada yarar vardır. Bu kaynakların hepsinin de yöre
halkının veya yöre alimlerinin yazdığı kaynaklar değil, kilometrelerce ötede, hatta Türkiye dışında ikamet
eden din alimlerinin yazdığı kaynaklar olduğunu, dolayısıyla hissi yanlılık taşımadığını, yani bilimsel
ölçütlerin en önemlilerinden biri olan tarafsız-objektif olma özelliğini taşıdığını da belirtmekte yarar

**

vardır. Bu kaynaklarda geçen bilgilerin ve rivayetlerin birçoğunda ortak noktaların olması, bu noktaların
gerçek olabileceğini de şüphesiz düşündürmektedir. Ayrıca, rivayetlerdeki detaylar tartışmaya açık da
olsa, rivayetlerde geçen bazı bilgilerin günümüze kadar geldiği ve özellikle bazı ibadetlerin hala yapıldığı
göz önünde bulundurulduğunda, elbetteki gerçeklik payları da unutulmamalı ve araştırmalarda bu
bilgilerden de yararlanılmalıdır. Şimdi bu rivayetlerde Nuh tufanı nasıl ele alınmış tek tek özetle bakalım:
 Bir rivayete göre Recep ayının 10. gününde gemiye binilmiştir. Gemi, 6 ay boyunca su üzerinde
dolaşıp Kabe’yi 7 defa tavaf etmiştir. Aşure günü Hz. Nuh (a.s.) ve beraberindekiler gemiden
inmişler ve o gün hepsine oruç tutmaları emredilmiş, bunun üzerinde hepsi o gün (Aşure günü)
oruç tutmuşlardır. Hz. Nuh’un (a.s.) gemisinin sakinleri tufandan sonra Cudi Dağı’nın kuzeyinde
bir köy inşa etmişlerdir. İnşa edilen bu köyün adı Türkçe’de ‘Seksen’ anlamına gelen ‘Heştan’
olarak bilinmektedir ve bu köy ve adı hala korunmaktadır. Bu köy bölge halkı tarafından
‘Heştiyan’ olarak telaffuz edilmektedir (Cemel tefsiri Hazin tefsirinden nakledilmiştir). Şırnak iline
bağlı bu köy, resmi kayıtlarda ‘Yoğurtçular’ ismiyle bilinmektedir. Kerhi ibaretine göre de gemi,
Muharrem ayının 10. günü Cudi üzerinde durmuştur. Hz. Nuh (a.s.) ve beraberindeki insanlar o
gün şükür ederek oruç tutmuşlardır (Cemel tefsiri sayfa 438) (Aşure orucu günümüzde hala
tutulmaktadır).
Cudi Dağı Musul’a yakın olan Ceziretul İbn-i Ömer yakınındadır (İbn-i Kesir cilt: 2, s. 385).
 İbn-i Abbas diyor ki: Tufandan önce deniz ve nehir yoktu. Tufandan sonra hem deniz hem de
nehirler oluşmuştur (Bilim insanlarının, bölgenin arazisinde yapılacak araştırmaları neticesinde
bu bölgede geçmişte deniz veya nehir olup olmadığını kolaylıkla saptayabilecekleri de
unutulmamalıdır). Geminin uzunluğu 1200 zira’ (Ar. ẕirā‘; dirsekten orta parmak ucuna kadar
olan uzunluk ölçüsü), genişliği ise 600 zira’ idi. Selman Farisi ve Hasan Basri’nin söylediklerine
göre gemi üç katlı idi: Bir katında insanlar, bir katında vahşi hayvanlar ve bir katında kuşlar
bulunmaktaydı. Geminin üç kapısı bulunmaktaydı: Bir kapı insanlar için, bir kapı ehil kuşlar için,
bir kapı ise vahşi hayvanlar içindi. Hatta bazı rivayetlere göre yılan ve akrep, gemiye binmek için
hareket etmişler, Hz. Nuh (a.s.) “siz zararlı ve belalı olduğunuz için sizi gemiye bindirmem”
demiş. Bunun üzerine yılan ve akrepler “biz kimseye zarar vermeyiz” demişler (Kurtubi Tefsiri
cilt: 9, s. 31-33). Hayvanların da soylarının devamı için birer çift hayvanın gemiye alındığı rivayet
edilmiştir.
 Hud süresinin 44. Ayetinde buyurulduğu gibi Hz. Nuh’un (a.s.) gemisi Cudi’ye kavuşup Cudi
üzerinde durdu. Katade’den rivayet edildiğine göre tufan, Recep ayının 10. Gününde olmuştur.
Gemi, su üzerinde 150 gün seyretmiştir. Gemi, bir ay boyunca Cudi üzerinde kalmış, gemi
sakinleri, Aşure gününde gemiden çıkmışlardır. Rivayetlere göre Gemi Kâbe’yi 7 kere tavaf etmiş,
Allah gemiyi batmaktan muhafaza ederek kurtarmıştır. Hz. Nuh (a.s.) gemisinden çıkmış, oruç
tutmuş, bunu gemidekilere de söylemiş ve hepsi şükür mahiyetinde oruç tutmuşlardır (Keşşaf
tefsiri, cilt: 2, s.383).
 Başka bir kaynakta, yine Katade’den rivayet edildiğine göre Hz. Nuh’un (a.s.) gemisi Cizre
yakınında olan Cudi Dağı’na inmiş ve bu dağın üzerinde bir ay kalmıştır (İbn-i Kesir tefsiri, Cilt 2,
sayfa 385).
 Kur’an-ı Kerim’in Hud süresinin 44. Ayetini yorumlayan başka bir kaynakta ise, geminin, Cizre
yakınlarında olan Cudi adındaki dağın üzerinde durduğu belirtilmiştir. Dağın üzerinde durması,
suyun kesilmesine de delildir. Geminin durduğu gün Aşure günüdür (Fahreddin Razi tefsiri cilt:
17, s. 188).

**

 Kasım Hüseyin Haccac ibn-i Cüreyc demiş ki: Hz. Nuh’un (a.s.) gemisi üç tabakadan ibaretti: Üst
tabaka kuşlar için, orta tabaka insanlar için, alt tabaka ise vahşi hayvanlar içindi. Geminin
yüksekliği 30 zira’ idi. Gemi Kâbe’nin etrafını 7 kere tavaf etmiş ve Yemen’e gitmiştir. 150 gün
suda kalan gemi Cudi Dağı’nda durmuş ve 1 ay dağın üzerinde kaldıktan sonra gemi sakinleri
Aşure günü gemiden çıkmışlardır (Taberi tefsiri, cilt: 7, s. 47).
Kur’anı Kerim’in Ankebut süresi 14-15. Ayetlerinde “Yemin olsun ki biz Nuh’u topluma gönderdik, O,
onların içinde 50 hariç, bin yıl kalmıştır. Derken onları tufanla yakalayıverdik. Onlar hep zulüm
ediyorlardı. O’nu ve gemideki arkadaşlarını kurtardık. O gemiyi insanlığa bir ibret dersi yaptık.”
Hulasa, derlediğimiz bu rivayetlere göre kaynaklarda kimi alimler geminin 150 gün suda kaldığını ifade
ederken, kimileri de 6 ay suda kaldığını ifade etmişlerdir. Ancak kesin olan şudur ki, Hud suresinin 44.
Ayetinde de net olarak yoruma gerek olmadan belirtildiği üzere ve İbn-i Kesir tefsirinin cilt-2 446.-447.
sayfalarında, Saffetu’l Beyân Tefsirinin 292. sayfasında, Celaleyn Tefsirinin 297. sayfasında, Saffetut-
Tefasir’in cilt-2 16. sayfasında, El Bağavi cilt-2 386. sayfasında, Taberi Tefsirinin cilt-7 61-63. sayfalarında
ve Savi Tefsirinin cilt-2 217. sayfasındaki gibi birçok itibar görmüş dini kaynaklarda da yeri ve konumu
hakkındaki yorumlarına bakılırsa, geminin Cudi Dağı’na oturduğu gerçektir. Tufan, 40 gün ve 40 gece
boyunca gökten sağanak halinde ve yerden suların fışkırmasıyla devam etmiştir. Kaynaklardan
anlaşılacağı gibi, geminin Cudi Dağı üzerinde durduğu gerçek olup, tufandan sonra gemi sakinleri dışında
kimse hayatta kalmamış ve daha sonra insanlığın soyu gemi sakinlerinden türemiştir.
Nakledilenlere göre Hz. Adem’in (a.s) vefatından bin yıl sonra Hz. Nuh (a.s.) Babil’de doğmuştur. Hz.
Nuh’un (a.s.) mezarının yeri belli değildir. Bazıları mezarının Şırnak’a bağlı İdil ilçesinin Banuh köyünde
(Ocaklı) olduğunu; bazıları Türkiye-Suriye-Irak üçgeninde Irak’ta Durabin’deki bir kilisenin yanındaki
mezarın Hz. Nuh’a (a.s.) ait olduğunu, bazıları Silopi’de olduğunu iddia etmiş, bazıları da Cizre’nin
Dağkapı mahallesindeki 3-4 metre uzunluğundaki bir mezarın Hz. Nuh’a (a.s.) olduğunu ileri sürmüştür.
Yalnız şunu da unutmamak gerekir ki 124 bin (kesretten kinaye olabilir) peygamberden Hz. Muhammed
(s.a.v.)’den başka hiçbir peygamberin mezarının yeri net olarak belli değildir. Bu noktada şöyle bir yorum
getirilebilir: Diğer peygamberin bulundukları toplumda iman etmeyenler bulunmakta, eğer mezarlarının
yerleri bilinmiş olsaydı, onlara iman etmeyenler, mezarlarında bile müdahale ederler ve hatta
mezarlarından çıkartacaklardı. Bu yüzden mezarlarının yeri tam olarak bilinmemektedir. Hatta Hz.
Muhammed’in (s.a.v.) mezarına bile iki defa saldırı girişiminde bulunulmuş, ancak başarılı olunmamıştır.
Bütün insanların babası Hz. Adem’den (a.s.) sonra Hz. Nuh (a.s.) da bütün insanların ikinci babası
olmuştur. Çünkü tufandan sonra gemidekiler dışında kimse hayatta kalmamıştır. Bütün insanlar Hz.
Nuh’un (a.s.) üç oğlu olan Ham, Yafes ve Sam’dan türemiştir. Hz. Nuh’un (a.s.) dört oğlu vardı. Diğer oğlu
Kenan (Araplar Yam diye çağırırdı) ile annesi Vahile (Hz. Nuh’un (a.s.) karısı), Hz. Nuh’a (a.s.) iman
getirmediklerinden dolayı gemiye binmeyi reddetmişler ve tufanda boğulmuşlardır.
Hz. Nuh (a.s.) gemiden çıktıktan sonra Cudi Dağı’nın kuzeyinde bir köy inşa etmiş, bu köye Şehri-Nuh ismi
verilmiş, köy gittikçe büyümüştür. Bu köyün adının zamanla ses yapısında değişikliğe uğrayıp günümüzde
Şırnak olduğu söylenmektedir. Oğulları ise Şırnak’ın kuzey doğusundaki Heştiyan (Seksenler; Türkçe
adı:Yoğurtçular) köyünü inşa etmiştir. Şırnak’ın Silopi ilçesinde bulunan Cumai (Birlik) köyü de Hz. Nuh’un
(a.s.) çocukları tarafından inşa edilmiştir. Bu köyde eski bir cami bulunmakta olup, bu cami Hicri 550
tarihinde yapılmıştır.

**

Dünyada üç dağın bereketli ve hayırlı olduğu söyenmektedir: Bu dağlardan birisi Mekke’de bulunan
Cebeli Nur Hira Dağı, diğeri Mısır’da bulunan Tur Dağı, bir diğeri ise Türkiye’de Şırnak-Silopi arasındaki
Cudi Dağı’dır. Kur’an-ı Kerim Muminun suresi 29. Ayette şöyle buyrulmuştur: “Yine de ki ‘Rabbim beni
güvenli ve bereketli bir yere ulaştır, çünkü insanı gideceği yere ulaştıranların en hayırlısı sensin’ ” Bu
ayetten de anlaşıldığına göre Hz. Nuh’un (a.s.) gemisinin durduğu ve Hz. Nuh’un (a.s.) gemiden indiği
mevki güvenli, bereketli ve hayırlı bir yerdir.
Kur’an-ı Kerim’de, Türkiye’nin en yüksek dağları olan Ağrı Dağı (5137 metre), Cilo Dağı (4134 metre),
Süphan Dağı (4058 metre), Kaçkar Dağı (3932 metre) isimleri değil, Cudi Dağı (2114 metre) ismi
geçmiştir. Bu bölgedeki diğer ülkelerde bulunan Cheekha Dar (Shekader) (İran-Irak sınırında 3611
metre), Demavend (İran-5610 metre), Hermon (Lübnan-Suriye sınırında 2814 metre), Alagöz (Ermenistan
4095 metre) dağlarının da ismi geçmemektedir. Ayrıca dünyanın en yüksek dağları olarak bilinen Mauna
Kea (Hawai 4207 metre okyanus üzerinde, toplam yüksekliği yaklaşık 10100 metre ), Everest (Çin-Nepal
sınırında 8848 metre), K2-Karakurum (Pakistan-Çin sınırında 8611 metre), Kançencunga (Hindistan-Nepal
arasında 8586 metre), Lhotse (Himalayalar 8516 metre) isimleri de Kur’an-ı Kerim’de zikredilmemiştir.
Geminin Cudi üzerinde durduğu yazılmıştır.
Çok eski değil, yakın geçmişte bile, Cudi Dağı’nın etrafındaki insanlar, Temmuz ayının ilk Cuma gününde,
dağın tepesine çıkarak bir hafta kadar panayır kurarlar ve orayı ziyaret ederlerdi. Tufanın Temmuzda
meydana gelmesi ile Temmuzun ilk Cuma gününde halkın Cudi Dağı’nda panayır yaptıklarına bakılırsa
şiddetli bir münasebet sezilecektir. Cudi’nin tam tepesinde Sefine (gemi) denilen bir düzlük arazi vardır.
Geminin burada durduğu söylenmektedir ve öteden beri burası bir duvarla çevrilmiştir. Burada taştan bir
mescit de bulunmaktadır. Bu mescidin yaş tespiti de bilimsel olarak kolayca yapılabilir. Bu sahada yapılan
çok az araştırmalardan birinde, tahta parçalarına ve çivilere rastlandığı söylenmektedir. Ayrıca toprağın
yüzeye yakın kısmında zift olduğu düşünülen kalıntılara rastlandığı söylenmiştir. Zaten nakillere göre,
geminin yapısı tahta, çivi ve iplerden meydana gelmiştir ve ziftle sıvanmıştır. Ayrıca Cudi Dağı,
putperestlere ait birçok put ve mabet ihtiva eder. Buradan da dağın, eski zamanlarda kutsal olduğunu
çıkarmak mümkündür. Cizre eski müftüsü Mahmut BİLGE, yaptığı araştırmalar sonucunda, geminin
Cudi’de durmuş olduğunu açıklayan “Nuh (a.s.) ve Tufan” adlı bir eser yayınlamıştır (Sark Matbaası,
Ankara, 1965).
Yapılan bütün bu araştırmalara göre gemi kesin olarak Cudi Dağı üzerinde durmuştur. Cudi dağı bereketli
ve hayırlı bir dağdır. Cudi dağı etrafında bulunan yerleşim yerlerindeki insanlar da oldukça
misafirperverdir. Her şeyin en doğrusunu elbette Allah (c.c.) bilir. Allah (c.c.) 11-Hud suresinin 44.
ayetinde gayet açık bir şekilde “…Cudi üzerine oturdu…” buyurmaktadır. Allah’ın sözü olan Kur’an-ı
Kerim’in üstünde kaynak olmadığına göre bu ayetten yola çıkıp diğer ayrıntılar için bilimsel araştırmalar
kolayca yapılabilir.

Mehmet ECE
Cizre Hz. Nuh (a.s.) Camii emekli imam hatibi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © 2005 Şırnak Haber, Her hakkı saklıdır. | Tasarım : Faruk GÜNEŞ